Takip Edin
#

Özel Haber

TİBET MAKİNA YERLİ ÜRETİM DESTEKLENİRSE ‘MADE IN TURKEY’ DAMGASINI TÜM DÜNYAYA VURURUZ

Abone Ol 

Yayınlanma tarihi

-

Tibet Makina

Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak, disiplinli çalışarak global markalar çıkarabileceğimizi ve ‘Made In Turkey’ damgasını tüm dünyayay vurabileceğimizi ifade ediyor.

Yerli üretimin neden desteklenmesi gerektiğini, sektördeki gelişmeleri, Tibet Makine’deki son durumu Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak ile konuştuk.

GLOBAL ANLAMDA MARKASINI DUYURMUŞ KONUMA GELDİK

Tibet Makine olarak faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

Tibet Makine, ilk başlarda iş ve inşaat makinaları kaldırma makinalarına yönelik önemli parçalar üretti. Kule dönüş dişlileri büyük çaplı parçalar bunlardan bazılarıdır. Daha sonra rüzgar sektörü ve savunma sanayine girdik. Şu anda savunma sanayinde kendimize geliştirdiğimiz know haw’ı ile birlikte dünyadaki 2 know haw’dan birtanesiyiz. Global anlamda da markasını duyurmuş bir firma durumuna geldik. Savunma sanayinde de dünyada 2 büyük firmadan birtanesi konumundayız.

TÜM DÖNEN HER ŞEYDE TİBET MAKİNA’NIN ALÜMİNYUM YATAKLARI VAR

Şu anda gerçekleştirmiş olduğunuz projelerden basedebilir misiniz bizlere?

Savunma sanayinde imalatı yapılan tüm dönen her şeyde Tibet Makina’nın alüminyum yatakları var.

BİR ANLAMDA TÜRKİYE’Yİ KORUYORUZ DİYEBİLİRİZ

Türkiye’yi Tibet Makine koruyor diyebilirmiyiz bu durum için?

Yani bir anlada öyle diyebiliriz. ASELSAN, ROKETSAN, Fırtına Obüsleri, Altay Tankı yani aklınıza gelebilecek Türkiye’de üretilen yerli üretimdeki tüm şeylerin parçaları Tibet Makine’den çıkıyor.

Tibet Makine olarak yerli üretimin öneminden bahseder misiniz?

Kendi ayaklarınızın üzerinde durabilmeniz için üretiyor olmanız lazım. Bunu da tabi kendi ülkenizde üretiyor olmanız lazım. Mükün olduğunca çok dışa bağımlı olmadan yerli malzeme ile üretiyor olmanız lazım. Ürettiğinizi de sadece kendi ülkenizde değil, yabancı ülkelere de satabilmeniz lazım. Bunun için de çok iyi bir teknolloji geliştirip kendinize bir marka yaratmanız ve bu markayı da yurt dışında bir Türk markası olarak ıspatlamanız lazım. Biz, bugüne kadar uzun yıllar boyunca hep Türkiye’de alt yüklenici olarak çalıştık. Otomotiv sektörlerine çok iyi işler yaptık. Baktığınız zaman dünya otomotiv devlerine çok büyük oranda ürün veriyoruz. Biz Türkiye’de hala bir tane araba üretemedik. Bunun nedeni ise bizim bugüne kadar Ar-Ge’ye, mühendisliğe ve insana yatırım yapamamamızdır. Sadece bizim önümüze hazır konulanı yaptık. Verdiler, teknik resmi biz ürettik. Ama iş bu değil…

 

TAŞERONLUKTAN KURTULUP DÜNYA PİYASASINA ÇIKMALIYIZ

Biz böyle yaparsak taşeron firma olmaya devam ederiz. Kendi ürünlerimizi, kendi markalarımızı yaratıp dünya piyasasına çıkmalıyız. Bunun en güzel örneği Kore’dir. Türkiye ile aynı zamanda otomotiv sektörüne girmiştir. Fiat’tan aldığı kalıplar ile birtakım araçlar üretmiş, daha sonrasında KİA fabrikasını kurmuştur. Arkasından Samsung markasını oluşturmuştur. Samsung da, Hundai de üretiyor.  İnanılmazlar… Güney Kore’nin birçok markası var. Uzak Doğu pazarına baktığınız zaman Güney Kore, pazarın erişilemez lideri konumunda. Dünya çapına baktığınızda çok ciddi firmaları var. Niye? Çünkü artık onlara verilen lisansla değil; kendi mühendisliği ile, kendi Ar-Ge’si ile, kendi tasarımları ile bir şeyler yaptı. Aynı zamanda ağır sanayiye baktığınız zaman Güney Kore, makine imalatında dünyada lider ülkelerden bir tanesi. Tersanelere, gemi üretimlerine baktığınızda da aynı şekildeki Kore’nin geçmişi ile Türkiye’nin geçmişi bir biri ile çok paralel gidiyor. Onlar da çok büyük savaştan çıkıyorlar. Fakirlik, yoksulluk görüyorlar. Yılmadan devam ediyorlar. Bizim de dünya piyasasına çıkmamız gerekiyor. Şu anda ucuz ülke denilen ülkeler, daha düşük kalite ürün üretiyorlar ama onlar da yatırımlarını yenileyip aynı kaliteyi yakaladığı zaman siz bu sefer ortada kalıcaksınız. Çünkü ürettiğiniz şeyin üzerindeki tek şey kendi yapabildiğiniz tasarım ve üretim olacaktır.

KENDİ MÜHENDİSLİĞİMİZİ VE AR-GE’MİZİ YAPMALIYIZ

Türkiye’de yerli üretim nasıl gelişir, yerli üretimin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de yerli üretim; çok iyi bir mühendislik ve Ar-Ge alt yapısı ile gelişir. Bunun çok basit örnekleri var. Biz, dünyanın eskiden en çok tişört satan ülkesi idik.  Bütün dünya markalarına tişört satıyorduk. 1 tişört 1 dolar bile değildi. Ama gırla gidiyordu. Bizde bizim tekstil sektörümüz şöyle iyi böyle iyi diyorduk. Şimdi ne oldu? Vietnam yapıyor, Kamboçya yapıyor. Hem de sizin yarı fiyatınıza yapıyor. Artık Türkiye’de yapılan tişörtler ucuz tişört olmadı. Artık türkiye tişört satamıyor. Kendi ülkemize satıyor. Ya da çok büyük firmalara, çok kaliteli ürün satıyor. Ama bunun da sonu gelecek. O yüzden artık biz kendi markamızı, kendi mühendisliğimizi yapacağız. Kendi Ar-Ge’mizi yapacağız.

BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM…!

Yerli imalatçılar birlik olabiliyor mu?

Çok ciddi sorunlarımız var. Yıllar önce Türkiye’nin sektörel dış ticaret firmalarının bir tanesinin kurucu ortağı idim ve yönetim kurulundaydım. Her üretimi bir kişinin yaptığı toplantımızda bir iş makinesini oluşturacak kompanentlerin  yapıldığı bir gruptuk. Amacımız da dünya lideri firmalara gidip, ‘biz bu üretimlerin tamamını yapabiliyoruz’ demekti. Yapılan görüşmeler çok güzel geçiyordu. Konuşmalar harikaydı, teklifler harikaydı. Adamlar dediler ki kalite… O zaman ben de dedim ki; çoğu kişinin kalite belgesi yok. Bir tane şirkete kalite belgesi alalım, bütün şirketler ortak bir tane test labaratuvarı yapalım, herkes tek tek yapacağına maliyeti bölüşelim. Ondan sonra bütün ürünler oradan onaylanıp çıksın. Ve maalesef ki maalesef burada ismini vermek istemediğim bir yabancı global şirkete 10 liraya teklif verdiğimiz yere; bizim ortağımız şirket gidip arkadan ben size bunu 9.5 liraya yaparım dedi. Karşınızda dünya devi firmalar olunca bu tür hareketler karşısında direkt sizinle ilişkiyi kesiyor. Daha bunlar kendi içerisinde dürüst değiller diye size anında notunu veriyorlar. Maalesef böyle bir deneyimimiz de oldu. Türkiye’de de özellikle kaldırma ve taşıma kısmında bakıyorsunuz vinç işletmecileri inanılmaz bir rekabet içerisindeler. Bu rekabetten ötürü  inalımaz fiyatlara işler yapılıyor. Kimse kar etmiyor, herkes zarar ediyor. Böyle bir ticaret yapısı olmaz. Bir araya gelip belirli bir fiyat politikası oluşturup bunu herkese kabul ettirmek gerekiyor. Bizdeki mantık ve algı tamamen şu: “Sen bu işi kaç paraya yaptın? 5 lira… Tamam, ben 4.5 liraya yaparım, o diyor ben 3.5 liraya yaparım.” Hiçbir maliyet hesaplamadan, hiçbir şey yapmadan çoğu firma bu yüzden ayakta kalamıyor. Biraz ticaret bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Hiçbir zaman unutmamalıyız ki birlikten kuvvet doğar. Birlikte daha güçlüyüz.

DERNEKLER, SEKTÖRLERE FAYDA SAĞLIYOR

Bu birlikteliği sağlamak için birkaç tane dernek kuruldu. Bu dernekler birlikteliği sağlar mı?

Sağlar tabii ki… Özellikle bu tür derneklere baktığınız zaman, mesela VİNÇDER’e baktığınız zaman,  VİNÇDER’in içine baktığınız zaman sektörde önemli işler başarmış firmalar var. Şimdi bu firmaların tecrübelerini diğer firmalara aktarması, onlara yol göstermesi çok önemli bir şey. Bu tür kurumların faydalı olacağına inanıyorum.

HAYIFLANMAK YERİNE GELECEĞE ODAKLANMALIYIZ

Yerlileşmek için çok mu geç kaldık, yolun başında mıyız, tam olarak neresindeyiz?

Aslında çok geç kaldık. Şu anda geç kaldığımız bölüm için yapacağımız bir şey yok. Yapmamız gereken ileriye bakmak. Yapacağımız tek şey ise kaybettiğimiz zamanı nasıl telafi ederiz diye hesap yapmak. Ve hedefe nasıl daha hızlı yürürüz ona bakmamız lazım. Geri dönüp vah vah biz çok geç kaldık diye ağlamanın hiçbir anlamı yok. Biz, bu arayı nasıl kapatırız, daha hızlı nasıl reaksiyon alırız, bunlara bakmalıyız. Herkesin Ar-Ge’sini ve mühendislik alt yapısını güçlendirmesi gerekiyor.  Teknolojiyi çok yakından takip etmesi gerekiyor.  Buna yatırım yapması gerekiyor.

ESKİ MESLEK LİSESİNİN KALİTESİ İLE ŞUANKİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİNİN KALİTESİ BİLE BİR DEĞİL

Sizce sektörel anlamda verilen eğitim yeterli mi?

Meslek lisesi mezunu olan birisi olarak söylüyorum; bir kere eğitim hiç yeterli değil. İzmir motor teknik lisesi mezunuyum. Haftada 8 saat teknik resim dersini, 3 sene boyunca gördüm. Şimdi üniversitelere baktığımız zaman üniversitelerde haftada 1 saattir. Teknik lisede termodinamik dersi vardı. Liseye baktınızda 1 yıl boyunca termodinamik dersi aldık. Fakat bu süre üniversitede daha azdı. Yani şimdi eski meslek lisesinin kalitesi ile şu anki mühendislik fakültesinin kalitesi bile bir değil…

MESLEK LİSELERİNE ÖYLE BİR MUAMELE YAPTILAR Kİ…!

Çünkü meslek liselerine öyle bir muamele yaptılar ki… Meslek lisesine gideceksin de ne olucak… Ama bizim zamanımızda öyle değildi. Derlerdi ki meslek lisesine git üniversiteyi kazanırsan devam edersin, ama kazanamazsan da elinde mesleğin olur. Ve benim dönemimden çıkan arkadaşlarımın aşağı yukarı % 80’i mesleği yapıyor. Çoğu Türkiye’deki üst düzey firmalarda yönetici bir çoğu… Bizim okuduğumuz lisede öğretmen…  Kimileri öğretim görevlisi oldu. Böyle bir potansiyeli vardı okulun. Şimdi  meslek lisesinden çıkıyor çocuk,  ne yapacaksın; bir tane takside çalışırım, şoförlük yaparım. Neden elimi kirleteyim diyor. Artık insanlarda öyle bir şey oldu ki çocuğum yorulmadan para kazansın algısı yaygınlaştı. Aman elim kirlenmesin…  Alsancak’ta ofiste oturup çalışsın. Fakat her yer Alsancak değil… Herkes Alsancak’ta oturursa diğer işleri kim yapacak? İşte o yüzden de bu zihniyetin değiştirilmesi gerekiyor.

TUREB KONGRESİ DAHA İYİ YERLERE GELECEK

TUREB Kongresi’nin bu yılki sempozyumu hakkında neler söylemek istersiniz?

İçerik olarak baktığını zaman sonuçta sektör belli, konuşulacak konular belli… Fakat özellikle bu sene yerli üretime, yerlileşmeye olan ilgi ve alaka daha büyük. Aslında baktığınız zaman gün çektikçe  geçmişten günümüze doğru bakınca kendi kalitesinin üzerine kalite koyarak yola devam ediyor.  Daha iyi yerlere geliceğine de inanıyorum.

Rüzgar elektirik santrallerinin sektöre kattığı ivmeden bahseder misiniz?

 

İlk başlarda firma yurt dışından geliyordu, tirbünü buraya kuruyordu, parasını alıyordu ve gidiyordu. Bunun Türkiye’ye bir katkısı olmuyordu. Şimdi baktığınız zaman firmalar; kanadı burada üretelim, kuleyi burada yapalım demeye başladı. Türkiye’de yavaş yavaş tedarik zinciri oluşmaya başladı. Bunun haricinde yıllar önce kurulmuş tirbünlerin kompanentleri eskiyor bunların yerine yenilerini koyulacak. Ama bununla ilgili servis, yedek parça vs gibi konularda firmalar muhatap aramaya başlıyor. Bu da yerli üretici için bir fırsat. Bu yüzden bu hareketlenme çok güzel. Firmalara baktığınız zaman bu potansiyeli gören firmalar Türkiye’de üretim yaptırmaya başladı. Bu da işin güzel tarafı…

Dışarıdan yatırımcı çekebiliyor muyuz bu konuda?

Şu anki ekonomik duruma baktığınız zaman biraz zor. Dışarıdan herkes ön yargı ile bakıyor. Bu ön yargıyı kırmakiçin kendimizi doğru anlatmamız gerekiyor. Mesela ENERKON’un Türkiye’de bu kadar çok yatırım yapmasının nedeni ENERKON’un Türkiye’de çok eski bir geçmişinin olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’yi çok yakından tanıyan bir firma… ENERKON’un kendi içerisindeki ekibin Türkiye için bir şeyler yapmaya uğraşan iyi bir ekip olması da burada bir diğer etkendir.

KENDİMİZİ DOĞRU ANLATMALIYIZ

Kendimizi çok iyi bir şekilde anlatmamız lazım. Ben, yıllardır söylüyorum. Turizmde tanıtım demek gidip stant açıp, lokum dağıtıp, adamın kafasına fes takıp, fotoğraf çektirmek demek değildir. Bunu ısrarla yaptığımız için turizm gelişmedi. Bugün Yunanistan’a baktığınızda ne kadar turist çektiğini göreiliyorsunuz. Yurt dışından gelen müşterilerimiz İzmir’i, gençlerimizi görünce; ‘Türkiye’yi biz böyle medeni, uygar, gelişmiş bir yer ıolarak bilmiyorduk’ diyorlar. Özellikle eğitime bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Türkiye’ye  nitelikli eleman yetiştiren okulları kurmamız lazım. Evet, üniversite mezunu gençlerimiz çok, doğru ama 1 milyon tane her sene hiçbir şey öğrenmemiş üniversite mezunu mühendis çıkıcağına 500 tane iyi mühendis çıkarmalıyız. O diğer 500 tane ise iyi bir teknisyen olsun.  O zaman işler daha kolay yürür.

TİBET ARBAK KİMDİR?

1969 izmir doğumluyum. İzmir Motor Teknik Lisesi, daha sonrasında Kocaeli Mühendislik Fakültesi’ni bitirdim. Daha sonra 1 sene kadar lisan için yurt dışında bulundum. Sonrasında geldiğimde aile şirketimiz olan şirkette çalışmaya başladım. Meslekteki tecrübem 30 yıl kadar oluyor. Okul yıllarımda da şirkette çalışıyordum. Geldikten sonra şirkette farklı bir vizyon, farklı bir misyon çizerek şu anki imalatımızı yaptığımız konuya yöneldik. Sadece bu işe focuslandık ve kendimize bu işi seçtik. Türkiye’de de bu alanda ilklerden birtanesi durumundayız.

 

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Özel Haber

UTİKAD’dan Rusya ve Ukrayna Arasındaki Savaşa Dair

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye’nin dış ticaretinde hacim olarak önemli yer tutan Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş ortamı, Türk lojistik sektöründe de yankı buldu. Çok sayıda TIR şoförünün araçlarıyla birlikte bölgede mahsur kaldığını dile getiren UTİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Ayşem Ulusoy, Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın lojistik sektörüne etkilerini değerlendirdi.

 

Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş ortamı, tüm sektörlerde olduğu gibi Türk lojistik sektöründe de endişe yaratmaya devam ediyor. UTİKAD olarak öncelikle bölgedeki Türk vatandaşlarımızın güvenli bir şeklide Türkiye’ye dönmesini ve bu savaş ortamının geride kalmasını umuyoruz. Lojistik sektörü açısından ise Türk TIR şoförlerimizin güvenliği ile yakından ilgileniyoruz. Kendi bünyemizde bir kriz masası oluşturmasakta UND ve T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın çalışmalarını yakından takip ediyor ve gerekli noktalarda destek veriyoruz.  Elimizdeki son bilgilere göre 250’den fazla Türk TIR’ı Ukrayna sınırından çıkış yapabildi. Sınırda olan bütün ülkeler Türk şoförlerine vizesiz direkt transit geçiş hakkı tanıyor. Savaş başladığında karayolu tarafına uzak olan araçlar için ise tehlike devam ediyor. Şu anda en güncel olarak Varna’dan Port Kafkas’a Ro-Ro hattı oluşturulması için görüşülüyor.

Avrupa’da SWİFT bazı bankalara kapatıldı ancak bazıları açık durumda. Bu durum ticaretin devam edeceğini gösteriyor ancak bununla birlikte Rusya transit ülke ve nihai varış ülkesi olma durumunu kaybetti. Avrupa ürettiği ya da hali hazırda sattığı malı teknik olarak satabiliyor ancak gidecek yolu yok. Bu noktada Türkiye çok ciddi bir görev alabilir. Ancak Avrupa Birliği ülkelerinin kullandığı Ukrayna üzerinden geçen rota savaş nedeniyle artık bir alternatif değil. Bu nedenle Türkiye ön plana çıkıyor. Avrupa Birliği’nden çıkan yük Orta Asya ve oradan da Rusya’ya ulaşacak. Şu an bu hattı kullanan tüm üreticiler lojistikçilerden alternatif rotalar talep ediyor.Ukrayna’dan ihraç malı yüklemiş araçlar normal seyrinde geçiş yapabildi ancak Rusya’dan yükleme yapmış araçların, an itibariyle Ukrayna’dan çıkışlarına müsaade edilmiyor. T.C Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ukrayna, Rusya ve çevre ülkelerin yetkilileri ile iletişim halinde. Türk Bayraklı gemilerden, Türk TIR’larına kadar tüm vatandaşlarımızın ve yük taşıyan araçlarımızın bölgeden güvenli bir şekilde çıkması amaçlanıyor. Ukrayna hattı kapandı bilgisi geldiğinden bu yana, hacmin neredeyse tamamı Verhniy Lars kapısına yöneldi. (Gürcü– Rus) Sınır kapısında şu anda 20 kilometreden fazla kuyruk mevcut ve asıl uzayan kuyrukları bu hafta göreceğiz.120 km’leri bulabilecek kuyruklar oluşması bekleniyor. Bunlara ek olarak devreye alınsa iş yapabilecek Türkiye – Gürcistan – Rusya hattında blok tren taşımaları olabilir. Ancak yine Rusya’nın olumlu yaklaşması ve problem çözen bir tavır ile ilerlemesi durumunda bu mod faal olabilir. Uygulanan yaptırımlar neticesinde Avrupa üzerinden Rusya giriş şu an için mümkün görünmüyor. RO-RO için bölgeye yoğun çalışan firmalar ortak bir fikir ile bir hat oluşturulması yönünde T.C Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına talepte bulundular ancak henüz olumlu bir gelişme yok. Burada en önemli husus, Rusya’nın RO-RO için uygun bir liman göstermesi ve liman lokal masraflar hususunda yapıcı olmasıdır. Mevcut girişimlere cevaben olumlu bir dönüş alınamamıştır.

Bazı konteyner hatları Rusya limanlarına çalışmaya devam ediyor. Arkas ile görüştüm Ukrayna çalışmıyorlar ancak Rusya seferlerine devam ediyorlar. Türkiye limanlarında dolumu yapılmış ve Ukrayna limanları için gemiye yükleme bekleyen konteynerlar içindeki yük sahiplerine bildirimler yapılarak yüklerinin boşaltılarak geri alınması isteniyor. Çünkü dolu şekilde ihracı bekleyen konteynerların ne zaman Ukrayna’ya gidebileceği belirsiz olduğundan; oluşabilecek liman ardiye, armatör demurage masrafları nedeniyle böyle bir uyarı ve talepte bulunuyorlar. Dünyanın en büyük konteyner nakliye şirketi Maersk, Ukrayna’yı işgal ettiği için Moskova’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle Rusya’ya ve bu ülkeden yapılan teslimatları geçici olarak askıya alacağını bildirdi.Merkezi Danimarka’da bulunan şirketten yapılan açıklamada, konteyner nakliyesini askıya almanın tüm Rus limanlarını kapsayacağı, ancak gıda maddeleri, tıbbi ve insani yardım malzemelerinin bunun dışında kalacağı belirtildi.

Açıklamada, “Faaliyetlerimizin istikrarı ve güvenliği, halihazırda yaptırımlardan doğrudan ve dolaylı olarak etkilendiği için, gıda maddeleri, tıbbi ve insani yardım malzemeleri hariç olmak üzere Rusya’ya ve Rusya’dan yapılan yeni Maersk rezervasyonları geçici olarak askıya alınacaktır.” denildi.

İngiltere ise Rusya ile bağlantılı tüm gemilerin kendi limanlarına girmesini yasaklayan bir yasa geçirdi.

Tüm bunlara ek olarak Ukrayna hava sahası ve limanları kapalı. Havayolu ile ilgili Ukrayna çıkış ve varışlı hiçbir operasyon yapılmıyor. Uçuş rotaları Ukrayna hava sahasından geçmeyecek şekilde değiştirildi. AB Rus uçaklarına yasak koydu. Türkiye bu konuda henüz herhangi bir yeni düzenleme yapmadı. LH Uzakdoğu uçuşlarında Rus hava sahasını kullanmayacağını bildirdi. Türkiye ile Rusya arasındaki havayolu yük ve yolcu taşımacılığı devam ediyor.

Bölgede uçuş rotalarının değişmesi / uzaması, Rus ticari uçak filosunun AB pazarına hizmet verememesi, savaştan dolayı petrol fiyatlarının artması gibi sebeplerle havayolu navlunlarındaki artış trendinin devam etmesi bekleniyor.

 

Devamını oku

Özel Haber

Sarılar Group Türkiye’nin En Büyük Kapasiteli Vincini Parkına Kattı

Yayınlanma tarihi

-

Yurt içinde olduğu gibi yurtdışında da gerçekleştirmiş olduğu projelerle yurt dışı pazarların aranan firması Sarılar Group, Zoomlion’ın 2000 ton kapasiteli modelini parkuruna katarak bu segmentteki en büyük ürüne sahip oldu.  Sarılar Group Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hanifi Gürbüz’le konu hakkında konuştuk.

Öncelikle içinde bulunan bu zor zamanlarda herkese kolaylık, sağlık ve refah dileyen Gürbüz, “Son olarak aldığımız vincimiz Türkiye’de bir ilk. Şu an Türkiye’nin en büyük kapasiteli vinci. Bundan önce yine Türkiye’nin en büyük kapasiteli vinçleri 1250ton ile bizdeydi. Önceden de görüştüğümüz gibi Zoomlion’ın 1250 ton kapasiteli modelini de alarak bu tonajdaki makine sayımızı 2’ye çıkarmıştık. Memnuniyetimizden dolayı da 1250 tonluk ürünlerden sonra Zoomlion’ın 2000 tonluk vincini de almayı uygun bulduk” ifadelerini kullandı.

Parkurlarına kattığı Zoomlion’ın 2000 tonluk vinci hakkında bilgi vermeye devam eden Gürbüz, “Vincimiz 2021 model ve fabrikadan sıfır olarak alındı. Ürün Türkiye’ye özel CE sertifikasıyla üretildi. Üzerinde kullanılan bütün malzemeler ve ataçmanlar, Avrupa’da üretilen firmalardan alınarak üretildi. Kısacası “Çin Malı” tabirini ortadan kaldırmak için Zoomlion markası elinden gelen her şeyi bizler için yaptılar. Zoomlion  yetkilileri, üretim aşamasında bizlerin de birkaç talebine olumlu cevap vermeleri vincin bizler için daha da avantajlı hale gelmesini sağladı. Bu vincimizin endüstriyel, petrokimya, nükleer gibi birçok alanda kullanımı mümkün. Yurtiçi ve yurtdışı, birtakım görüşmeler yapmaktayız. Hayırlısıyla, Sarılar Group bayrağı altında vincimizi kısa zaman içerisinde çalışırken görmek istiyoruz. Ayrıca vincimiz merkez ofisimiz Gebze garajımızda bir spreader beam testi için toplamda 650 ton yüke, arka ağırlığı olmadan, kapasitesinin %10 üzerinde kaldırma operasyonu gerçekleştirmiş ve yine Zoomlion markasının ne kadar kaliteli bir iş çıkardığını ortaya koymuştur” şeklinde konuştu.

 

Devamını oku

Özel Haber

ÖZİSMAK Makine’den ÖZİSMAK Şirketler Grubu’na

Yayınlanma tarihi

-

ÖZİSMAK Makine

Yaptığı ürünleri bugün dünyanın birçok ülkesine ihraç eden SMZ markasıyla müşterilerinin üst seviyede memnuniyetini sağlayan ÖZİSMAK Makine San ve Tic. A.Ş, değişik iş gruplarındaki başarısı neticesiyle yakın bir gelecekte ÖZİSMAK Şirketler Grubu olarak hizmet verecek. ÖZİSMAK Makine San ve Tic. A.Ş yönetim Kurulu Başkanı Sönmez Yazıcı’yla konuya dair konuştuk.

 

Özismak Makine olarak farklı iş gruplarında hizmet verdiklerini belirten Yazıcı, “Bu grupları ve çalışmaları şöyle özetleyebilirim; Heli forkliftlerin yaklaşık 20 yıldır Türkiye genel distribütörlüğü. Özel elektrikli 1 tondan 20 tona kadar forklift,   istif makinesi. Transpalet ve çekici üretimi. 1 tondan 50 tona kadar hidrolik makaslı ve dikey yük platformları. Tamamı ihraç olan otomatik otopark üretimi. Tekstil makineleri üretimi. Karavan üretimi. Savunma sanayi ve diğer sektörlere ait özel projeler. Bursa da devam eden nostaljik elektrikli tramvay ve elektrikli kargo aracı (pikap) ve binek araç projesi” şeklinde konuştu.

ÖZİSMAK Makine

Açıklamalarında ÖZİSMAK Makine’nin yeni hizmete soktuğu üretim üslerinden de bahseden Yazıcı şunları dile getirdi: “Demin belirttiğim iş gruplarındaki çalışmalarımızı, 3000 m2’lik İkitelli, 16000 m2’lik Çorlu 2500m2’lik ve  Bursa’da bulunan 3 ayrı fabrika olmak üzere toplam 21.500m2 kapalı alanda 120 personel 20 mühendisle gerçekleştirmekteyiz. Şimdiye kadar tek işletme çatısı altında bölüm müdürlerinin sorumluluğunda ve tek hesap altında yürüyen işletmemiz 2022 yılının yarısından itibaren ÖZİSMAK Şirketler Grubu ve ona bağlı 5 ayrı firma şeklinde devam edecektir. Bunun için çalışmalarımızı yılın ilk yarısında tamamlayacağımızı umuyorum. O zaman firmalarımız daha özgün daha etkili ve daha hesapları kontrol edilir halde olacağından yıllık büyüme de daha hızlı gerçekleşecektir. Çorlu da 2. ve 3. fabrikamız yeni devreye girdi bu oluşumlarla birlikte bu yıl içerisine ilave 40-50 kişilik yeni bir istihdam da yaratacağız.

ÖZİSMAK’ın SMZ markası ile Türkiye’nin tamamında, Avrupa’da ve Ortadoğu’da bilinen bir marka olduğuna işaret eden Yazıcı, “Yaklaşık irili ufaklı 20’den fazla ülkeye ihracat yapmaktayız. ihracata konu ürünlerin başında otomatik otopark sistemleri sonra sırasıyla yük platformları, elektrikli endüstriyel ve elektrikli eğlence araçları, tekstil makineleri şeklinde devam etmektedir. Birçok projede Türkiye de ilk ve tek üretici olmak bizlere, ekibimize heyecan veriyor ve gururlandırıyor” dedi.

“Pandemiye rağmen 2021 yılı firmamız açısından çok iyi geçti!”

2021 yılı pandemi olmasına rağmen oldukça bereketli ve verimli geçti. Birçok firmaya filo şeklinde forklift teslimatlarımız oldu. 2021 yılına kadar elektrikli çekicilerde 10 tonu geçmezken 2021 de çıtayı 35 tonluk çekicilerin imalatına kadar yükselttik. Yeni 2 fabrika inşaatını tamamladık ihracatımızı %25, ciromuzu ise %40 oranında artırmayı başarabildik.  2022 yılının daha verimli, daha başarılı olacağını bekliyorum. Çin’de navlun fiyatlarının artması, döviz kurunun yükselmesi ve etraf ülkelerinin hiç birinin imalatçı olmaması Türkiye’yi bu alanda giderek ön plana çıkarıyor. İnşallah uzun yıllar da böyle devam eder.

 

 

 

Devamını oku
Advertisement hba.com.tr
Advertisement hba.com.tr

Trend olan

EnglishTurkish