Takip Edin

Sektörel Gündem

49. TÜRKİYE İMSAD GÜNDEM BULUŞMALARI’NDA ‘2021 DEĞERLENDİRMESİ – 2022 BEKLENTİLERİ’ KONUŞULDU

Abone Ol 

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye İMSAD Başkanı Tayfun Küçükoğlu: 

“Savaşın etkisiyle emtia ve enerji maliyetleri ile ilgili sorunlar daha da ağırlaştı”


Türkiye İMSAD’ın geleneksel hale gelen Gündem Buluşmaları’nın 49’uncusu, ‘2021 Değerlendirmesi – 2022 Beklentileri’ başlığı altında düzenlendi. Sektör olarak bir rekora imza attıklarını vurgulayan Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Küçükoğlu, “2021 yılı ihracatımızı, yüzde 46,2 artışla 30,8 milyar dolar seviyelerine taşımayı başardık. Bugün üretimde çok yüksek maliyet artışları söz konusu. Döviz kurundaki artış, yüksek enerji maliyetleri ve hammadde fiyatlarındaki artışlar sektörümüzü oldukça zorladı. Savaş da mevcut olan bu sorunları daha da ağırlaştırdı” dedi. Toplantının konuşmacısı Türkiye İMSAD Ekonomi Danışmanı Dr. Can Fuat Gürlesel, 2021 ekonomi verilerini değerlendirerek, savaşın başlamasıyla 2022’ye yönelik mevcut tüm olumlu beklentilerin belirsizliğe yöneldiğini vurguladı.

 

Türkiye İMSAD (Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği) tarafından 49’uncu kez düzenlenen Gündem Buluşmaları, 17 Mart Perşembe günü Demirdöküm, GF Hakan Plastik ve İzocam’ın katkılarıyla online olarak gerçekleştirildi. 

Açılışını Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Küçükoğlu, moderatörlüğünü Türkiye İMSAD Başkan Vekili Ferdi Erdoğan’ın yaptığı ‘2021 Değerlendirmesi – 2022 Beklentileri’ başlıklı toplantı, inşaat malzemesi sanayicileri, iş dünyasından isimler ve sektör profesyonelleri tarafından ilgiyle takip edildi. Toplantının konuşmacısı Türkiye İMSAD Ekonomi Danışmanı Dr. Can Fuat Gürlesel, dünya ve Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri, Rusya – Ukrayna Savaşının etkilerini ve inşaat sektöründeki son durumu tüm yönleriyle değerlendirdi.

İki yıldır istikrarsızlık temel sorunumuz

Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Küçükoğlu konuşmasında “İki senesini tamamlayan Covid-19 döneminde etkili olan emtia, enerji, lojistik maliyetlerindeki yükseliş, tedarik sorunlarındaki dalgalanma ve öngörülemezlik tam dengeleme sürecine girerken, bu kez Rusya-Ukrayna savaşı etkisini beklenmedik şekilde gösterdi. İstikrarsızlık ve öngörülemezlik son iki yıldır temel sorunumuz. Coğrafi konum ve güçlü potansiyeli ile ülkemizin pandemi döneminde yakaladığı rekabet avantajını sektör olarak daha etkin değerlendirmeliydik. Döviz kurlarındaki değişim ve ekonomimizdeki beklenmeyen istikrarsızlıklar daha büyük gelişim fırsatlarının önüne geçti” değerlendirmesini yaptı.

“Gerçekleştirdiğimiz başarıları doğru okuyamazsak, gelecek başarılara doğru yönlenemeyiz, stratejilerimizi doğru geliştiremeyiz” diyen Tayfun Küçükoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Sektör olarak 2021 yılında ihracatımızı yüzde 46,2‘lik bir artışla 30,8 milyar dolar seviyelerine ulaştırarak yeni bir rekora imza attık. Ton olarak yüzde 8‘lik artışla yaklaşık 65 milyon ton ihracat gerçekleştirdik. İhracat birim fiyatı ise 0,35 dolar/kg’dan 0,48 dolar/kg’a yükseldi. Ton bazında yüzde 8 artarken, dolar bazında yüzde 46 artış, ürün portföyündeki değişiklikten değil, dünyadaki emtia ve enerji fiyatları dolayısıyla artan maliyetlerimizin etkisiyle daha yüksek fiyatlarla satmak zorunda kalmış olmamızdan kaynaklandı. Diğer taraftan ülkemizin artan rekabet gücüyle beraber yüzde 8‘lik tonaj artışı aslında bizim gerçek performansımızı yansıtıyor. Ülkemizde dolar bazındaki aşırı büyüme rakamlarının bir kısmı, emtiaya bağlı sanal büyümeleri gösteriyor.”

Sektörün toplam pazar büyüklüğünün 94,1 milyar dolara ulaştığını ifade eden Tayfun Küçükoğlu, 2021 yılında üretim artışının, 2020 yılına göre miktar bazında yüzde 19,6 olurken cari fiyatlarla büyümenin yüzde 19 olarak gerçekleştiğini söyledi ve inşaat sektörü küçülürken, inşaat malzemeleri sektörünün kaydettiği büyümede yenileme pazarındaki güçlü talep ve ihracat performansının etkili olduğunu açıkladı.

Savaş, ara malzeme ve emtia ithalatında risk yarattı 

Savaşın odağındaki Rusya, Ukrayna ve Belarus’a inşaat malzemesi ihracatının 2021 yılında 937 milyon dolar yani toplam ihracatın yüzde 3’ü olduğunu söyleyen Tayfun Küçükoğlu, “Bu oranı başka pazarlarda telafi etme gücümüz çok yüksek. Ana riskimiz ara malzeme ve emtia ithalatı tarafında olacaktır” dedi.

Yakın coğrafyamızdaki savaşın dünya ticaret ve tedarik dengelerini değiştirdiğini söyleyen Tayfun Küçükoğlu, “Uygulanan ambargo ve kısıtlamalar ile savaşın ülke ekonomilerine olan etkileri de artık iyiden iyiye hissediliyor. Bu değişimi, içeride ve dışarıda nasıl yönetmemiz gerektiği konusu, üzerinde durmamız gereken çok önemli stratejik bir konu. Ülke olarak tüm bu zorlukları en az kayıpla aşmayı diliyoruz” dedi.

Ekonomide kartların yeniden dağıtılacağı bir yıl olacak

 

Toplantının moderatörü Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ferdi Erdoğan, peş peşe yaşanan beklenmedik olumsuzluklar nedeniyle sektör olarak büyük bir şaşkınlık içerisinde olduklarını belirterek, “Henüz 2021’de elde ettiğimiz başarının mutluluğunu yaşayamadan yılın başından itibaren neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Pandemi sürecinde değişen dinamiklere göre strateji geliştirip, Covid-19 sürecinin sonuna geldiğimizi düşünürken, yeni ekonomi modeli, yüksek enflasyon, dalgalı kur ve yüksek faizle karşılaştık. Üzerine enerji fiyatlarındaki artış geldi. Bunun da üzerine İran’dan gelen gazın kesilmesiyle arz güvenliği endişesi yaşadık. Şimdi de enerjinin en büyük tedarikçilerinden Rusya, Ukrayna ile savaşa girdi. Bununla ilgili etkileri konuşurken, bu kez artan kömür fiyatlarını konuşmaya başladık. Tam Yeşil Mutabakat ile ilgili düzenlemelerin yürürlüğe girmesinin arifesinde, sera gazı, karbon ayak izi, yeşil ekonomiyi nasıl planlayacağız, nasıl ölçeceğiz, hesaplayacağız diye düşünürken, geldiğimiz nokta;  termik santrallere bağlı, kömüre dayalı enerjinin daha yoğun kullanılacağı yönünde. Sektörümüzdeki yabancı sermayeli şirketlerde “bekle-gör” anlayışı hakimken, yerli şirketlerimizin, iyi geçen 2021’in etkisiyle temkinli ve umutlu olduklarını görüyoruz. 2022 herkes için zor bir yıl olacak gibi görünüyor. Ekonomide kartların yeniden dağıtılacağı, dengelerin değişeceği zor bir yıl olacak” dedi.

 

Konut fiyatlarıyla ilgili tartışmalara da değinen Ferdi ErdoğanKonut fiyatının tamamını malzeme oluşturmuyor. Malzeme maliyeti, arsa payı dahil inşaat maliyetinin yüzde 20-25‘ini geçmez. Konut fiyatlarındaki artışı sadece inşaat malzemesi üzerinden anlatmak,  konutun bir anlamda komodite ürün gibi algılanmasına neden olur ki, büyük emeklerle meydana gelen yatırım için hem yanıltıcı olur hem de değerli bir yatırım aracı olarak düşünülen konutun kendisine haksızlık olur” değerlendirmesini yaptı.

 

2021 ekonomik olarak iyi bir yıl oldu

 

Türkiye İMSAD Ekonomi Danışmanı Dr. Can Fuat Gürlesel ise 2021 yılının bir önceki pandemi yılına göre daha iyi geçtiğini söyleyerek, “2022’ye bazı sıkıntılara rağmen yine de iyimser beklentilerin ağır olduğu yapı içinde başladık ancak yakın bölgemizde bir savaşla karşı karşıya kaldık. Dünya ekonomisi 2020’deki küçülmenin ardından 2021’de yüzde 5,5 ile oldukça iyi bir büyüme kaydetti ve kayıplarını telafi etti. Dünya mal ticaretinde de çok ciddi bir artış oldu, yüzde 22‘ye yakın artışla 22 trilyon dolara ulaştı. Türkiye ekonomisi de ihracata dayalı bir büyüme kaydetti. İhracat beklentilerin üzerinde arttı çünkü küresel tedarik zincirlerindeki değişimle birlikte Türkiye’deki tüm sektörlerde artan bir ilave talep oldu. İhracatımız arttı. Yeni kapasite yatırımlarına ihtiyaç da arttı. Sanayimiz yılı kuvvetli kapattı. İhracata, sanayi büyümesine, yatırımlara dayalı yüzde 11‘lik bir büyüme yakalandı” tespitinde bulundu.

 

Büyümede yenileme pazarının önemli katkısı var

 

İnşaat sektörünün üst üste dört yıldır küçüldüğüne dikkat çeken Dr. Can Fuat Gürlesel, “2020’de sektöre yönelik birçok destekle karşılaşmıştık ancak buna rağmen küçülme oldu. Türkiye ekonomisi büyürken, inşaat sektörü tarafında da bir büyüme beklentisi vardı ancak yılı yüzde 0,9 küçülme ile kapattı. Buna karşın 2021’de pek çok ülkenin inşaat sektörlerinde önemli büyümeler kaydedildi. İnşaat malzemeleri sanayimiz de ihracat etkisiyle iyi bir büyüme gösterdi. Bu büyümede yenileme pazarının önemli katkısının olduğunu gördük” dedi.

 

Türkiye ekonomisi büyürken, inşaat malzemeleri sanayisi büyürken, inşaat sektörünün küçülmesini değerlendiren Dr. Can Fuat Gürlesel, “2017’de TÜİK’in yaptığı milli gelire yönelik düzeltmenin ardından inşaat sektörü ile ilgili büyüme rakamlarının çok yüksek negatife döndüğünü görüyoruz. İnşaat sektörünün büyümesinin hesaplanmasında teknik bir sıkıntı ile karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum” dedi.

 

Savaş, 2022 beklentilerini belirsizliğe yöneltti

 

Pandemi önlemlerinin zayıflamasıyla 2022’ye yönelik ekonomik beklentilerin yükseldiğine dikkat çeken Dr. Can Fuat Gürlesel, savaşın başlamasıyla mevcut tüm olumlu beklentilerin belirsizliğe yöneldiğini söyledi. Rusya ekonomisinin yaptırımlara karşı bir süre daha dayanma gücüne sahip olduğunu belirten Dr. Can Fuat Gürlesel, enerji dışı yaptırımların artmasının AB’yi, ABD’ye göre çok daha fazla etkileyeceğini, artan enerji fiyatlarının Avrupa’da hane halkının satın alma gücünü azaltacağını ifade etti.

 

Savaşın sonuçlarına yönelik olası senaryolara da değinen Dr. Can Fuat Gürlesel, “Rusya’nın Ukrayna’da tam hakimiyetini öngören savaşın en kötü senaryosunda, dünya ekonomisinin yüzde 1-2 büyümesini, dünya ticaretinin ise 22 trilyon dolar seviyesine düşeceğini tahmin ediyoruz.  En iyimser olan ateşkes-barış senaryosunun gerçekleşmesi halinde ise dünya ekonomisinin yüzde 4 büyümesini ve dünya ticaretinin 23,5 trilyon dolar olacağını öngörüyoruz” dedi.

 

Küresel tedarik zincirleri, enerji fiyatları, emtia fiyatları, arz ve tedarik, navlun fiyatları gibi eğilimlerde de savaş nedeniyle değişimler olduğunu söyleyen Dr. Can Fuat Gürlesel, “Yeni kırılma ve bozulmalar, yüksek fiyatlara ek olarak ilave artışlar, gecikme ve sıkışıklıklar savaşın sonucu ne olursa olsun, Rusya’ya yönelik yaptırımlar devam edeceği için 2022 yılı boyunca devam edecektir. Güven bunalımı nedeniyle zayıflayan ilişkiler hızla eski haline dönmeyecektir. Rusya ve Avrupa arasındaki enerji akımlarında meydana gelen kopmalar yeni akım hatlarının, yeni ticaret iş birliklerinin oluşmasına neden olabilir” değerlendirmesini yaptı.

 

Daha güçlü dolar, daha yüksek faizle karşılaşacağız

 

Dr. Can Fuat Gürlesel, değerlendirmelerine şöyle devam etti: “2021’de pandemi etkisiyle dünya genelinde gelişen yüksek enflasyon ve para politikalarındaki değişimi yaşadık. Yeni yıla yüksek enflasyonla başladık, savaşın etkileriyle ABD, Euro bölgesi, İngiltere ve pek çok ülkede yüksek enflasyon görüldü ve büyük merkez bankaları sıkılaşma adımlarını atmaya başladı. Yani enflasyona karşı daha sıkı bir para politikasına geçiyoruz. Önümüzdeki aylarda daha güçlü dolar ve daha yüksek faizlerle karşılaşacağız. Paritelerde doların lehine gelişen bir yıl olacak.”

 

17 Aralık’tan bu yana Merkez Bankası rezervlerinin yaklaşık 8 milyar dolar azaldığına dikkat çeken Dr. Can Fuat Gürlesel, “Merkez Bankası savaş öncesi faiz indirmeyi hedefliyordu ancak savaş sonrası yakın dönemde faiz indirme olanağı kalmadı. Para Politikası Kurulu’nun son açıklaması da faiz artırmasının mümkün olmadığını gösterdi. Bu yaklaşımı enflasyonu artıracak, Türk Lirası’nı zayıflatacak bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Gelişmiş ülke merkez bankalarının stratejilerini artık biliyoruz, bundan sonra kurlardaki belirleyici etki Rusya-Ukrayna savaşı ve Türkiye’nin dış ticaret açığı olacaktır. 2022 yılında yatırımlar için çok uygun bir ortam gözükmüyor” dedi.

 

Savaşın sektöre etkileri

 

Savaşın inşaat ve inşaat malzemeleri sektörüne etkilerinde de değinen Dr. Can Fuat Gürlesel, “Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna ile iki önemli ilişkisi var. Dış ticarette bu iki ülkeye toplam 8,5 milyar dolar ihracat yapıyoruz. Rusya’ya hak ettiğimiz ihracatı yapamıyoruz. En önemli kayıp beklentilerinden biri de turizm alanında. Bu ülkelerden 10 milyon kadar turist ve 8 milyar dolar kadar gelir bekliyorduk. Bu yıl daha düşük rakamlar göreceğiz gibi görünüyor. Yüksek dış ticaret açığı ile karşılaşabiliriz. Turizme yönelik yenileme pazarında da kayıplar yaşanacaktır” dedi.

 

“İnşaat malzemeleri sanayisinde dış pazarda yüzde 10 büyüme hedefinin biraz altında kalacağımızı öngörüyoruz” diyen Dr. Can Fuat Gürlesel, “İç pazarda bir kısım, parasının değerini koruyabilmek için konuta yönelmeye başladı. İnşaat malzemeleri sanayisinde yüksek enerji, girdi ve lojistik maliyetleri, inşaat sektöründe ise yüksek girdi, finansman ve işgücü maliyetleri zorlayıcı olacak. Konut fiyatları ocakta yüzde 77,4 artış ile rekor hızda arttı. Malzeme endeksi yüzde 98,2, inşaat maliyeti yüzde 79,9 arttı. Bu tabloya bakarak yeni, canlı bir inşaat pazarı beklemek zor olacak” değerlendirmesini yaptı.

 

İnşaat malzemesi sanayisinde ÜFE tahmininin ortalama yüzde 60‘lar civarında olacağını söyleyen Dr. Can Fuat Gürlesel, 2023 yılı asgari ücret artışını en az yüzde 50-60 olarak öngördüğünü açıkladı.

 

Rusya’da alacakların tahsilatında sorunlar yaşanmaya başladığını, Rus bankalarıyla Türk bankaları arasındaki işlemlerin büyük ölçüde askıya alındığını belirten Dr. Can Fuat Gürlesel, “Ödemelerin ruble ile yapılmasıyla ilgili sıkıntılar var. Ruslar bugüne kadar ödemeye istekliydi. Süreç uzadıkça ‘mali açıdan sıkıntıya girip ödeme yapamayabiliriz’ diyenlerin sayısı da artıyor. Ukrayna’da ise tahsilat tamamen durmuş durumda” dedi.

 

Yeşil Mutabakat en önemli gündemimiz olmalı

 

Savaş gündeme gelmeseydi, 2022’de sektörde ana konu olarak sanayideki yeşil dönüşüme nasıl uyum sağlanacağının konuşulacağını söyleyen Dr. Can Fuat Gürlesel, “Yeşil Mutabakat, sanayimiz açısından en önemli gündem maddemiz olmalı. Dönüşüm finansman ihtiyacı, teşvik ve düzenlemeler için hızla harekete geçilmeli. Yeşil Mutabakat, sınırda karbon uygulaması, emisyon hesabı, sera gazı salımı gibi konularda temenninin ötesine geçmeli, fiiliyata dönüştürmeliyiz. 1 Ocak 2023’ten itibaren demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre ve elektrik sektörleri, AB pazarında fiili vergi uygulamasıyla karşı karşıya kalacak. Bu sektörlerin genişlemesi de söz konusu. Dolayısıyla rekabette zorluklar yaşanacak” vurgusunu yaptı.

 

Türkiye İMSAD 49. Gündem Buluşmaları’nın tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz… 

Link: https://youtu.be/4r3OeHdp60Y 

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sektörel Gündem

Bilişim Zirvesi 22’inci yılında: Dünyayı Teknoloji Kurtaracak

Bireylerin, şirketlerin ve ülkelerin olmazsa olmazı haline gelen teknoloji ve bilişimin yol haritasının belirlenmesi, geliştirilmesi için her yıl …

Yayınlanma tarihi

-

Bireylerin, şirketlerin ve ülkelerin olmazsa olmazı haline gelen teknoloji ve bilişimin yol haritasının belirlenmesi, geliştirilmesi için her yıl düzenlenen Bilişim Zirvesi’nin 22.si, “Dünyayı Teknoloji Kurtaracak” temasıyla Fişekhane’de yapıldı. Teknoloji uğruna kirlettiğimiz doğanın ancak teknoloji ile temizlenebileceği, doğru ve akıllı kullanımla pek çok sorunun teknoloji tarafından çözüleceğinin altının çizildiği zirve, bu sene fiziksel ortamda konuklarını ağırladı.

Zirvenin ana tema konuşmasını SAP Amaç ve Sürdürülebilirlik Global Direktörü, Akademisyen, Yazar Dr. Erdem Aksakal gerçekleştirdi. “Dilekten Gerçeğe” başlıklı konuşmasında Aksakal, “Dünyayı kurtarmak için iyi temennileri gerçeğe dönüştürecek en büyük potansiyel teknolojide. Finansal kuruluşlar her an trilyonlarca veriyi işlemek ve eğitim kurumları neredeyse sonsuz miktardaki bilgiyi kaydetmek için teknolojiye güveniyorsa, dünyamız için gerekli bu güç de teknolojiden geçecek” dedi.

Açılış programı Dr. Erdem Aksakal’ın ana tema konuşmasının ardından Komedyen Tahsin Hasoğlu’nun stand-up gösterisiyle devam etti.

Bilişim Zirvesi’22’nin açılış programında konuşan T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan, her sektör için dijital dünyadaki gelişmelere ayak uydurmanın bir zorunluluk olduğunun altını çizerek, “Teknoloji sadece geleceğimizi yapılandırmak için değil kurtarmak için de var. Günümüzde verinin depolanması, analiz edilmesi ve değere dönüşmesi konuları çok önemli bir pazar haline geldi. Bilişsel ve yapay zekâ sistemlerine yönelik küresel harcamanın 2025 yılında 190 milyar dolarlık bir hacme ulaşması bekleniyor. Ülkelerin, başkaları tarafından üretilen ürünleri kullanarak uzun vadede söz sahibi olamayacağının bilinciyle özellikle haberleşme ve savunma gibi yüksek teknolojiye dayalı sektörlerimiz için üretim çalışmalarına devam ediyoruz. Dünya çapında dijital dönüşüm hizmetlerine yapılan harcamaların 2023’te 2.3 trilyon dolara ulaşacağı görülüyor. Vatandaşlarımızın dijital teknolojiden tüm dünyayla birlikte faydalanabilmesi ve siber tehditlerden korunması için ulusal seviyede doğru politikaları uyguluyor, uluslararası seviyede ortak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Teknolojide doğa dostu çözümler ve sürdürülebilir çözümler bizim için çok önemli” diyerek, gelecek nesillerimiz ve dünyamız için bu çözümleri geliştirmeye öncelik verdiklerini kaydetti.

Zirvede konuşan T.C. Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurul Üyesi Dr. Hakan Yurdakul, girişimcilik açısından Türkiye’nin ilginç bir ülke olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Yeni iş yoğunluğu diye bir kavram var. Yani 15-64 yaş arası çalışan nüfusundaki insanlar yeni iş kuruyorlar. Türkiye 1000 kişiye düşen şirket sayısı 1.8 şirketle OECD’de sonuncu sırada. OECD ortalaması ise 6.3. Girişimcilik aslında bir ruh hali. Yani riski anlama, algılama, değerlendirme ve buna göre karar almayla ilgili bir hal. Ülkemizde risk alma konusunda muhafazakarlık mevcut. Asıl mesele bunun dönüştürülmesi. Bir değişim yaşıyoruz ama çok yavaş. Sermaye birikiminin artması gerekiyor. İnsanların ve şirketlerin dolara, altına, gayrimenkule, arsaya ve üretime yatırım yapmaları gerekiyor. Tasarrufların değişmesi ve ayrıca insan sermayesinin geliştirilmesi gerekiyor.”

Zirvenin premium sponsorlarından Turkcell Dijital İş Servisleri’nin Kurumsal Çözümler ve Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Alper Özkan yaptığı konuşmada, “Sürdürülebilir bir dijital dönüşüm stratejisi, dijitalleşmede gereken olgunluk seviyesine ulaşmak ve stratejik kararların doğru zamanda alınabilmesi adına kurumlar için kritik öneme sahip. Kurumlar, dijital dönüşüm stratejisini kapsayıcı ve işletmenin bütününe uygulanacak, devamlılık gerektiren bir yolculuk olarak değerlendirmeli” diyerek, sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptı.

Artık her şeyin çok hızlı değiştiğini ve varlığımızı korumanın dahi bu değişime ayak uydurmaya bağlı olduğunu hatırlatan Schneider Electric Türkiye, Orta Asya ve Pakistan Strateji ve Dijital Transformasyon Direktörü Cemal Tosun, “Bizim hedefimiz, ayak uydurmanın ötesinde bu değişikliğin öncüsü olmak. Yapay zekayla elektrik üretimiyle yaratılacak dünyayı hayal ediyor ve bu hayali gerçekleştiriyoruz. Gelecekte yaşayacağımız akıllı şehirlere hep birlikte şahit olacağız. Yeni iş modellerine ve henüz adını dahi duymadığımız mesleklere, kısacası akıllı bir dünyaya şimdiden her anlamda hazırlık yapıyoruz” diyerek, bu hikâyenin parçası olmak için çalıştıklarını ifade etti.

“Saldırılar artık daha sofistike”

DNS’in dijital dönüşümün omurgası olduğu söyleyen Roksit Global Pazarlar Çözüm Danışmanı Osman Karan yaptığı konuşmada, “Siber atakların evrimsel gelişimine baktığınızda çok ciddi bir şekilde karmaşık olduğunu görüyoruz. Bundan şunu anlıyoruz ki, saldırganlar bu genişleyen atak düzeyine karşı manipülasyon teknikleri geliştirmeye başladı. Burada önemli olan bir protokol var: DNS. Domainlerin %80’den fazlasının IP kaydı yok. Bu durum saldırganların temel tekniklerinin başında geliyor. Bu yüzden domain sınıflandırma konusunda dinamik ve değişken takip çok önemli. Bazı yeni nesil teknolojiler DNS tabanlı ataklar için maalesef kimi zaman yeterli olmuyor. Biz Roksit olarak 3 temel çözüm öneriyoruz: Secure DNS, DNS Visibility, Cyber X-Ray”, diyerek sundukları çözümleri katılımcılarla paylaştı.

“Parayı dijitalleştirerek bir değer yaratmak istiyoruz”

Paranın dijitalleşmesi ihtiyacının zorunluluktan öteye geçmeye başladığını belirten Param Grup CTO’su Bahadır Aktan, “Parayı dijitalleştirerek insanlar, şirketler ve dünyanın geleceği için bir değer yaratalım istiyoruz. Biz dünyayı teknoloji kurtaracak ve sürdürebilirliğe ihtiyacımız var diyoruz. Paranın dijitalleşmesi de bu yolculukta çok önemli bir yer buluyor. Dünyayı kurtarmak gibi bir vizyona ortaklık ettiğimiz için sektörü de finansal teknolojileri de geliştirmeye çalışıyoruz. Bu işi yapmak isteyen herkese Param’ın bütün teknolojileri açık. Amacımız, bu pazarı büyütmek. Bunu ne kadar hızlı ve ne kadar etkin yaparsak insanların ve şirketlerin sürdürülebilirliğine de o kadar katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Yapay zekâ teknolojisi hayat kolaylaştırıyor

Bilişim Zirvesi’22’de yapay zekâ uygulamalarının hayatımızı kolaylaştırma noktasında sağladığı faydaları anlatan Knowledge Club DevOps Ekip Lideri Erdeniz Ünvan, “Bunu yapabilmek için dünyanın ilk ve tek Türkçe Yapay Zeka API’ı (Uygulama Programlama Arayüzü) olan Ayşe’yi (aiSHE) geliştirdik. Yapay zekâ asistanımız Ayşe bizlere; tarih, matematik, coğrafya, finans, hava durumu, haberler, kovid 19, popüler şarkılar hakkında bilgiler veriyor. Günlük hayatta birbirimizle yaptığımız sohbetleri aynen Ayşe ile yapabiliyoruz. Hatta Ayşe’nin bize fıkra anlatma, şaka yapma, internette arama yapma ve istediğimiz şarkıları çalma özelliği var. Ayşe’nin yapay zekâ asistanı olarak en büyük özelliği ise İMKB’de faaliyet gösteren şirketlerimizin hisse senetleri için %99 başarı oranı ile gelecek tahminlemesi yapmasıdır” diyerek, geliştirdikleri uygulamaya ilişkin bilgiler paylaştı.

Bulut servisleri iş yükünü azaltıyor

Açılış programında konuşan GlassHouse Ülke Müdürü Özer Erdoğan, “GlassHouse Cloud’u müşterilerimize yönetilen servislerle sunuyoruz. Bulut servisimiz hem Türkiye’de kendi kurduğumuz yedekli bulut ortamını hem de Microsoft Azure üzerinde desteklediğimiz ortamları kapsıyor. GlassHouse olarak tek bir çatı altında yönetilen bulut hizmetleri yetkinliği, SAP hizmetleri yetkinliği ve iş sürekliliği tecrübesini birleştiriyoruz. Bu sayede GlassHouse’la çalışan BT yöneticileri, işletmelerinin tüm BT altyapı ihtiyacını tek bir ortakla çalışarak giderebiliyorlar” dedi.

İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan zirvede yaptığı konuşmada Telekom sektörünün sürekli yenilendiğini belirterek şunları söyledi: “Bilişim teknolojisi dünyayı kurtaracak yeteneğe sahip ama yanlış kullanılırsa ve yönlendirilirse aynı teknoloji dünyayı da mahvedebilir. Bundan sonraki savaşlar aslında siber güvenlik savaşları ve bu savaşların da en büyük silahı veridir. Veriyi doğru üretebilen, doğru kullanabilen ülkeler, sektörler aslında dünyayı kurtaracak. Her on yılda bir telefon sektörü kendini yeniledi ve sürdürülebilir bir hale geldi. Sesli haberleşme olarak başlayan bu sektörde insanlar birbirleriyle veri alıp vermeye başladı. Günümüzde 5G ile telekom sektörüne artık Telekom 1.0 diyebiliriz. Telekom sektörü haberleşmenin ötesine geçti. 6G ile biz bu misyonu daha da ilerletip teknolojileri buna uygun bir hale getirmeye çalışıyoruz.”

Özak Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, “Sektörel verileri doğru analiz eden şirketler, gelecekte neler yapabileceklerini somut bir şekilde görüp buna göre stratejilerini belirliyorlar. Yazılımları doğru kullandığımız takdirde şirketler içerisinde verimli ve sürdürülebilir iş modelleri oluştururuz” dedi. Özak Global olarak sektörün nitelikli iş gücü ihtiyacını görerek bilişim, yazılım ve tasarım üzerine sosyal sorumluluk projesi kapsamında yeni bir meslek okulu kurduklarının bilgisini paylaşan Ahmet Akbalık, bu okulla birlikte bundan sonraki süreçte bilişim ve yazılım tarafında ülkemize önemli değerler kazandırmayı amaçladıklarını ifade etti.

Konuşmasında küresel problemler arasında bulunan “şehirleşme, eğitim, sağlık ve güvenlik” konularına dikkat çeken SAP Genel Müdürü Uğur Candan, bu sorunları çözmek için verinin kullanış şeklinin önemine vurgu yaptı. Verinin değerinin, kullanış şekline bağlı olarak her seferinde katlanarak arttığının altını çizen Uğur Candan, “Bu büyük problemlerle mücadele etmek için teknolojiler mevcut günümüzde. Ancak veriyi, çoklu ve hızlı şekilde kullanabilmemiz gerekiyor” dedi.

Devamını oku

Sektörel Gündem

Makine ihracatı 20,5 milyar dolar oldu

Türkiye’nin makine ihracatı yılın birinci 10 ayı sonunda, geçtiğimiz yılın tıpkı periyoduna nazaran yüzde 7,7 artarak 20,5 milyar dolar oldu …

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye’nin makine ihracatı yılın birinci 10 ayı sonunda, geçtiğimiz yılın tıpkı periyoduna nazaran yüzde 7,7 artarak 20,5 milyar dolar oldu. Birinci iki sırada yer alan Almanya ve ABD’ye toplam makine ihracatının 4 milyar doları bulduğu bu devirde, ihracatın 1 milyar dolar eşiğine dayandığı Rusya, bölüm için üçüncü sıraya yükseldi. Rusya’ya sağlanan makine ihracat artışı bu devirde yüzde 43,8’i buldu. Özgür bölgeler dışında sevk edilen makinelerin geçtiğimiz yılın tıpkı periyoduna nazaran yüzde 2,2 artışla 3 milyon tonu geçtiği 10 aylık süreçte ortalama ünite fiyat KG başına 6,3 dolar olarak gerçekleşti.

Makine bölümünün ihracat fırsat ve potansiyelinin, Türkiye’nin ihracat bazlı büyüme modeline geçtiği yıllar içindeki en yüksek düzeyinde olduğuna dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Lideri Kutlu Karavelioğlu, şunları söyledi:

“Küresel stagflasyon korkuları giderek güçlenirken önlemlerin giderek muğlaklaştığı bu devirde, makine imalat bölümümüz Türkiye iktisadı için sıra dışı bir potansiyel sunuyor. 2019 yılına kıyasla yüzde 60 daha fazla makine üretir hale gelen yapılanmamızla, ülkemizin yıllık 100 milyar dolar civarında seyreden makine teçhizat yatırımlarının ihtiyaçlarını büyük ölçüde ve yerli paramızla karşılayabilecek güce eriştik. İhracat gelirimizin yüzde 70 kadarını gelişmiş ülkelerden sağlıyor, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde yüzde 10’u aşmış bulunan hissemizi istikrarlı biçimde artırıyoruz. Tüm göstergeler, rekabetçi olduğumuzu ve kullanıcılarımıza kalite fiyat ekseninde optimal tahliller sunduğumuzu teyit ediyor.”

Küresel ticarette zorluklar arttıkça yer kazanmayı sürdüreceklerini belirten Karavelioğlu, kendi yatırım ve ihracat stratejileri üzerine 20 yıldan fazladır baş yormuş, güçlü örgütleriyle milletlerarası temsilde aktif olmuş bir bölümün muvaffakiyetinin rastlantısal olmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Makine imalat sanayii sınai rekabette ve ekonomik büyümede en değerli kaldıraç. İleri ülkelerin pandemi sonrasındaki yeni konjonktüre ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına uygun biçimde güncellemekte oldukları sanayi stratejilerinde kesime atfedilen ehemmiyet, bu gerçeğin bir kez daha altını çiziyor. Aralık ayı prestijiyle ülke gündemimizde 12. Kalkınma Planı’nın hazırlıkları olacak. Bu süreçte sektörel örgütlere de değerli vazifeler düşüyor. Endüstriyel dönüşümün gereklerine uygun derinlikte bir plan ortaya çıkmasına katkı sağlamak birincil misyonumuzdur.”

“Biz jeopolitiği, yalnızca riskler üzerinden okumuyoruz”

Global endüstride ihracat siparişlerindeki düşüşün sürdüğünü, Türkiye’de makine imalat endüstrinin bilhassa son 5 yılda başardığı büyük dönüşüm ve kriz vakitlerinde tesis ettiği sağlam bağlarla bu daralmayı zorlanmadan aşabileceğinin işaretlerini verdiğini tabir eden Karavelioğlu, şunları söyledi:

“Makine ve teçhizat sanayiindeki üretim artışımız, üçüncü çeyrekte yılın öteki devirlerine yakın bir ortalama ile yüzde 14,1 düzeyinde gerçekleşti. Global kriz periyotlarını en az 6 aylık bir faz farkı ile izleyen dalımızda rakip ülkelerin makine imalatı beklenilenden evvel inişe geçti. Bizim siparişlerimizde de bir yavaşlama olmakla birlikte bunun üretime tesirinin hudutlu kaldığını görüyoruz, ki kasım ayının birinci yarısında tekrar ivmelenen ihracat datalarımız de bu durumu teyit ediyor.”

Karavelioğlu, ayrıcalıklı müşterileri olan ülkelerin yatırım ve risk iştahını etkileyen ögelerini yakından izlediklerini kaydederek, şunları belirtti:

“İhracatımızın yüzde 60’ını yaptığımız Avrupa ülkelerinde uygulamaya koyulan tasarruf önlemleri, başta güç ağır bölümlerdeki müşterilerimizi etkileyecek. Lakin peş peşe ilan edilen devlet dayanaklarını ve nükleer santral üretimlerini de dikkate alarak, baharla birlikte amaç pazarlarımızın sabit sermaye yatırımlarında bir güzelleşme görmeyi bekliyoruz. Euro Bölgesi’nde en belirleyici aktör ise Almanya olacak. Almanya’nın 200 milyar doları bulan yerli imalatçıyı muhafaza şemsiyesinin, ülkedeki yatırım ortamını canlandıracağını kestirim ediyoruz. Alman sanayiine entegrasyonu en üst düzeyde olan bölümümüz bu furyadan azami biçimde yararlanacaktır. Makine teknolojilerinin daha süratli geliştirilebilmesi ve dala yatırım çekilebilmesi için emsal önlemlerin Türkiye’de de faal hale gelmesi gerekiyor. Birçok ülke jeopolitik risklerle yeni yeni tanışıyor, biz ise fırsatlarına odaklanmak alışkanlığımızla bu durumu jeo-ticari yarara dönüştürmeye herkesten daha yakınız.”

“Fuarlarda en çok stant açan birkaç ülkeden biri olduk”

Türkiye’nin Makinecileri’nin son bir ayda katıldıkları Euro Blech, K-Düsseldorf, Bauma ve EIMA fuarlarının kıymetli gelişmelere sahne olduğunu belirten Karavelioğlu kelamlarını şöyle tamamladı:

“Çinlilerin karantina sebebiyle uzak kaldığı fuarlarda, bizim makinelerimiz çok daha görünür ve ilgi çeker hale geldi. Birtakım fuarlarda ise en çok stant açan birkaç ülkeden biri haline geldik, bunu kalıcı hale getirmenin yollarını bulmalıyız. Fuarlar esnasında, makinelerin dizaynında dijitalleşmenin ana tanıtım ögesi haline geldiğini, algılama, büyük bilgiye ulaşım ve karar verme yeteneklerinin çok süratli gelişmekte olduğunu gördük. Konstrüksiyonlar güçlenirken ömür uzunluğu maliyetler düşürülüyor, artan randıman ve performansla sürdürülebilirlik gereksinimlerine karşılık verilmeye çalışılıyor. Bir öbür müşahedemiz de kümelenme yoluyla dış ticaret ölçeğinin arttırılması gayretleri. Stant metrekarelerinin büyümesi ve işin gösteri tarafına özel ehemmiyet verilmesi Bakanlığımızın fuar takviyelerini belirlerken dikkate alması gereken farklılıklar olarak ortaya çıkıyor. Start-up’lara özel holler ise bizim de yeni takviyeler üzerine çalışmamızı gerektiriyor.”

Devamını oku

Sektörel Gündem

Bin 994 Öğrenci Mercedes-Benz Laboratuvarlarından (MBL) Mezun Oldu

Yayınlanma tarihi

-

2014’te başlayan proje kapsamında 3,5 milyon Euro’yu aşkın yatırımla Endüstri Meslek Liselerinde açılan Mercedes-Benz Laboratuvarlarında (MBL) 2 bin 416 öğrenci eğitim alırken mezun olanların sayısı bin 994’e ulaştı.

Mercedes-Benz Otomotiv, Mercedes-Benz Türk, Milli Eğitim Bakanlığı ile Mercedes-Benz Yetkili Bayi ve Servisleri iş birliğiyle hayata geçirilen, 2014’ten bu yana yürütülen ‘EML’miz Geleceğin Yıldızı’ projesi mesleki eğitim ve istihdamda Türkiye’ye katma değer oluşturuyor. Verilen bilgiye göre proje kapsamında Mercedes-Benz tarafından 28 şehirde eğitim veren 32 Endüstri Meslek Lisesinde (EML) Mercedes-Benz Laboratuvarları (MBL) hayata geçirildi. Her laboratuvara öğrencilerin üzerinde çalışması için Mercedes-Benz diagnostik cihazı, 3 binden fazla ölçü aleti, notebook, masaüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı, 329 motor, şanzıman ve çeşitli modelleri ile güncel otomotiv teknolojisine uygun hazırlanmış eğitim materyalleri kazandırılırken Mercedes-Benz’in okullara toplam desteği 3,5 milyon Euro’yu geride bıraktı.

 

2 Bin 416 Öğrenci

2014’ten bu yana MBL’lerde eğitim alan öğrenci sayısı 2 bin 416, mezun sayısı ise bin 994 oldu. MBL eğitiminin ardından öğrencilerin yüzde 63’ü istihdam fırsatına sahip oldu ve işe girenlerin yüze 67’si de otomotiv sektörüne yöneldi. Bu öğrenciler arasından 165’i ise Mercedes-Benz’de iş başı yaparken programa katılan 38 kız öğrenciden 2’si de şirket bünyesinde istihdam edildi.

 

“Öğrencilerin En İyi Kariyer Planını Yapmalarına Destek Olacağız”

Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Şükrü Bekdikhan, proje kapsamında gelecek yıldan itibaren atılacak yeni adımları anlattı. Bekdikhan, “Etki analizi çalışmamız sonrasında okullarımızda ve bayilerimizde alabileceğimiz temel aksiyonları değerlendirdik. Bu doğrultuda öğrencilerimizin laboratuvarlarda kullandıkları seçim kriter seti yaygınlaştırılmaya çalışılacak ve bayilerin de katılımıyla en iyi hale getirilmesi sağlanacak. Böylelikle öğrencilerin MBL’den mezuniyetlerine dek devamlılığı sağlanmaya çalışılacak. Aynı şekilde CV hazırlama yetkinliğini artırma amacıyla öğrenci ve öğretmenlerimize eğitimler verilecek. Stajları boyunca öğrencilerimizin gelişimlerini de yakından takip ederek bayilerimizle beraber en iyi kariyer planını yapmaları sağlanacak” dedi.

Devamını oku

Trend olan

EnglishTurkish