Takip Edin

Endüstriyel İş Makinaları

YERLİ ÜRETİM DESTEKLENİRSE ‘MADE IN TURKEY’ DAMGASINI TÜM DÜNYAYA VURURUZ

Yayınlanma tarihi

-

Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak, disiplinli çalışarak global markalar çıkarabileceğimizi ve ‘Made In Turkey’ damgasını tüm dünyayay vurabileceğimizi ifade ediyor.

Yerli üretimin neden desteklenmesi gerektiğini, sektördeki gelişmeleri, Tibet Makine’deki son durumu Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak ile konuştuk.

GLOBAL ANLAMDA MARKASINI DUYURMUŞ KONUMA GELDİK

Tibet Makine olarak faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

Tibet Makine, ilk başlarda iş ve inşaat makinaları kaldırma makinalarına yönelik önemli parçalar üretti. Kule dönüş dişlileri büyük çaplı parçalar bunlardan bazılarıdır. Daha sonra rüzgar sektörü ve savunma sanayine girdik. Şu anda savunma sanayinde kendimize geliştirdiğimiz know haw’ı ile birlikte dünyadaki 2 know haw’dan birtanesiyiz. Global anlamda da markasını duyurmuş bir firma durumuna geldik. Savunma sanayinde de dünyada 2 büyük firmadan birtanesi konumundayız.

TÜM DÖNEN HER ŞEYDE TİBET MAKİNA’NIN ALÜMİNYUM YATAKLARI VAR

Şu anda gerçekleştirmiş olduğunuz projelerden basedebilir misiniz bizlere?

Savunma sanayinde imalatı yapılan tüm dönen her şeyde Tibet Makina’nın alüminyum yatakları var.

BİR ANLAMDA TÜRKİYE’Yİ KORUYORUZ DİYEBİLİRİZ

Türkiye’yi Tibet Makine koruyor diyebilirmiyiz bu durum için?

Yani bir anlada öyle diyebiliriz. ASELSAN, ROKETSAN, Fırtına Obüsleri, Altay Tankı yani aklınıza gelebilecek Türkiye’de üretilen yerli üretimdeki tüm şeylerin parçaları Tibet Makine’den çıkıyor.

Tibet Makine olarak yerli üretimin öneminden bahseder misiniz?

Kendi ayaklarınızın üzerinde durabilmeniz için üretiyor olmanız lazım. Bunu da tabi kendi ülkenizde üretiyor olmanız lazım. Mükün olduğunca çok dışa bağımlı olmadan yerli malzeme ile üretiyor olmanız lazım. Ürettiğinizi de sadece kendi ülkenizde değil, yabancı ülkelere de satabilmeniz lazım. Bunun için de çok iyi bir teknolloji geliştirip kendinize bir marka yaratmanız ve bu markayı da yurt dışında bir Türk markası olarak ıspatlamanız lazım. Biz, bugüne kadar uzun yıllar boyunca hep Türkiye’de alt yüklenici olarak çalıştık. Otomotiv sektörlerine çok iyi işler yaptık. Baktığınız zaman dünya otomotiv devlerine çok büyük oranda ürün veriyoruz. Biz Türkiye’de hala bir tane araba üretemedik. Bunun nedeni ise bizim bugüne kadar Ar-Ge’ye, mühendisliğe ve insana yatırım yapamamamızdır. Sadece bizim önümüze hazır konulanı yaptık. Verdiler, teknik resmi biz ürettik. Ama iş bu değil…

TAŞERONLUKTAN KURTULUP DÜNYA PİYASASINA ÇIKMALIYIZ

Biz böyle yaparsak taşeron firma olmaya devam ederiz. Kendi ürünlerimizi, kendi markalarımızı yaratıp dünya piyasasına çıkmalıyız. Bunun en güzel örneği Kore’dir. Türkiye ile aynı zamanda otomotiv sektörüne girmiştir. Fiat’tan aldığı kalıplar ile birtakım araçlar üretmiş, daha sonrasında KİA fabrikasını kurmuştur. Arkasından Samsung markasını oluşturmuştur. Samsung da, Hundai de üretiyor.  İnanılmazlar… Güney Kore’nin birçok markası var. Uzak Doğu pazarına baktığınız zaman Güney Kore, pazarın erişilemez lideri konumunda. Dünya çapına baktığınızda çok ciddi firmaları var. Niye? Çünkü artık onlara verilen lisansla değil; kendi mühendisliği ile, kendi Ar-Ge’si ile, kendi tasarımları ile bir şeyler yaptı. Aynı zamanda ağır sanayiye baktığınız zaman Güney Kore, makine imalatında dünyada lider ülkelerden bir tanesi. Tersanelere, gemi üretimlerine baktığınızda da aynı şekildeki Kore’nin geçmişi ile Türkiye’nin geçmişi bir biri ile çok paralel gidiyor. Onlar da çok büyük savaştan çıkıyorlar. Fakirlik, yoksulluk görüyorlar. Yılmadan devam ediyorlar. Bizim de dünya piyasasına çıkmamız gerekiyor. Şu anda ucuz ülke denilen ülkeler, daha düşük kalite ürün üretiyorlar ama onlar da yatırımlarını yenileyip aynı kaliteyi yakaladığı zaman siz bu sefer ortada kalıcaksınız. Çünkü ürettiğiniz şeyin üzerindeki tek şey kendi yapabildiğiniz tasarım ve üretim olacaktır.

KENDİ MÜHENDİSLİĞİMİZİ VE AR-GE’MİZİ YAPMALIYIZ

Türkiye’de yerli üretim nasıl gelişir, yerli üretimin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de yerli üretim; çok iyi bir mühendislik ve Ar-Ge alt yapısı ile gelişir. Bunun çok basit örnekleri var. Biz, dünyanın eskiden en çok tişört satan ülkesi idik.  Bütün dünya markalarına tişört satıyorduk. 1 tişört 1 dolar bile değildi. Ama gırla gidiyordu. Bizde bizim tekstil sektörümüz şöyle iyi böyle iyi diyorduk. Şimdi ne oldu? Vietnam yapıyor, Kamboçya yapıyor. Hem de sizin yarı fiyatınıza yapıyor. Artık Türkiye’de yapılan tişörtler ucuz tişört olmadı. Artık türkiye tişört satamıyor. Kendi ülkemize satıyor. Ya da çok büyük firmalara, çok kaliteli ürün satıyor. Ama bunun da sonu gelecek. O yüzden artık biz kendi markamızı, kendi mühendisliğimizi yapacağız. Kendi Ar-Ge’mizi yapacağız.

BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM…!

Yerli imalatçılar birlik olabiliyor mu?

Çok ciddi sorunlarımız var. Yıllar önce Türkiye’nin sektörel dış ticaret firmalarının bir tanesinin kurucu ortağı idim ve yönetim kurulundaydım. Her üretimi bir kişinin yaptığı toplantımızda bir iş makinesini oluşturacak kompanentlerin  yapıldığı bir gruptuk. Amacımız da dünya lideri firmalara gidip, ‘biz bu üretimlerin tamamını yapabiliyoruz’ demekti. Yapılan görüşmeler çok güzel geçiyordu. Konuşmalar harikaydı, teklifler harikaydı. Adamlar dediler ki kalite… O zaman ben de dedim ki; çoğu kişinin kalite belgesi yok. Bir tane şirkete kalite belgesi alalım, bütün şirketler ortak bir tane test labaratuvarı yapalım, herkes tek tek yapacağına maliyeti bölüşelim. Ondan sonra bütün ürünler oradan onaylanıp çıksın. Ve maalesef ki maalesef burada ismini vermek istemediğim bir yabancı global şirkete 10 liraya teklif verdiğimiz yere; bizim ortağımız şirket gidip arkadan ben size bunu 9.5 liraya yaparım dedi. Karşınızda dünya devi firmalar olunca bu tür hareketler karşısında direkt sizinle ilişkiyi kesiyor. Daha bunlar kendi içerisinde dürüst değiller diye size anında notunu veriyorlar. Maalesef böyle bir deneyimimiz de oldu. Türkiye’de de özellikle kaldırma ve taşıma kısmında bakıyorsunuz vinç işletmecileri inanılmaz bir rekabet içerisindeler. Bu rekabetten ötürü  inalımaz fiyatlara işler yapılıyor. Kimse kar etmiyor, herkes zarar ediyor. Böyle bir ticaret yapısı olmaz. Bir araya gelip belirli bir fiyat politikası oluşturup bunu herkese kabul ettirmek gerekiyor. Bizdeki mantık ve algı tamamen şu: “Sen bu işi kaç paraya yaptın? 5 lira… Tamam, ben 4.5 liraya yaparım, o diyor ben 3.5 liraya yaparım.” Hiçbir maliyet hesaplamadan, hiçbir şey yapmadan çoğu firma bu yüzden ayakta kalamıyor. Biraz ticaret bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Hiçbir zaman unutmamalıyız ki birlikten kuvvet doğar. Birlikte daha güçlüyüz.

DERNEKLER, SEKTÖRLERE FAYDA SAĞLIYOR

Bu birlikteliği sağlamak için birkaç tane dernek kuruldu. Bu dernekler birlikteliği sağlar mı?

Sağlar tabii ki… Özellikle bu tür derneklere baktığınız zaman, mesela VİNÇDER’e baktığınız zaman,  VİNÇDER’in içine baktığınız zaman sektörde önemli işler başarmış firmalar var. Şimdi bu firmaların tecrübelerini diğer firmalara aktarması, onlara yol göstermesi çok önemli bir şey. Bu tür kurumların faydalı olacağına inanıyorum.

HAYIFLANMAK YERİNE GELECEĞE ODAKLANMALIYIZ

Yerlileşmek için çok mu geç kaldık, yolun başında mıyız, tam olarak neresindeyiz?

Aslında çok geç kaldık. Şu anda geç kaldığımız bölüm için yapacağımız bir şey yok. Yapmamız gereken ileriye bakmak. Yapacağımız tek şey ise kaybettiğimiz zamanı nasıl telafi ederiz diye hesap yapmak. Ve hedefe nasıl daha hızlı yürürüz ona bakmamız lazım. Geri dönüp vah vah biz çok geç kaldık diye ağlamanın hiçbir anlamı yok. Biz, bu arayı nasıl kapatırız, daha hızlı nasıl reaksiyon alırız, bunlara bakmalıyız. Herkesin Ar-Ge’sini ve mühendislik alt yapısını güçlendirmesi gerekiyor.  Teknolojiyi çok yakından takip etmesi gerekiyor.  Buna yatırım yapması gerekiyor.

ESKİ MESLEK LİSESİNİN KALİTESİ İLE ŞUANKİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİNİN KALİTESİ BİLE BİR DEĞİL

Sizce sektörel anlamda verilen eğitim yeterli mi?

Meslek lisesi mezunu olan birisi olarak söylüyorum; bir kere eğitim hiç yeterli değil. İzmir motor teknik lisesi mezunuyum. Haftada 8 saat teknik resim dersini, 3 sene boyunca gördüm. Şimdi üniversitelere baktığımız zaman üniversitelerde haftada 1 saattir. Teknik lisede termodinamik dersi vardı. Liseye baktınızda 1 yıl boyunca termodinamik dersi aldık. Fakat bu süre üniversitede daha azdı. Yani şimdi eski meslek lisesinin kalitesi ile şu anki mühendislik fakültesinin kalitesi bile bir değil…

MESLEK LİSELERİNE ÖYLE BİR MUAMELE YAPTILAR Kİ…!

Çünkü meslek liselerine öyle bir muamele yaptılar ki… Meslek lisesine gideceksin de ne olucak… Ama bizim zamanımızda öyle değildi. Derlerdi ki meslek lisesine git üniversiteyi kazanırsan devam edersin, ama kazanamazsan da elinde mesleğin olur. Ve benim dönemimden çıkan arkadaşlarımın aşağı yukarı % 80’i mesleği yapıyor. Çoğu Türkiye’deki üst düzey firmalarda yönetici bir çoğu… Bizim okuduğumuz lisede öğretmen…  Kimileri öğretim görevlisi oldu. Böyle bir potansiyeli vardı okulun. Şimdi  meslek lisesinden çıkıyor çocuk,  ne yapacaksın; bir tane takside çalışırım, şoförlük yaparım. Neden elimi kirleteyim diyor. Artık insanlarda öyle bir şey oldu ki çocuğum yorulmadan para kazansın algısı yaygınlaştı. Aman elim kirlenmesin…  Alsancak’ta ofiste oturup çalışsın. Fakat her yer Alsancak değil… Herkes Alsancak’ta oturursa diğer işleri kim yapacak? İşte o yüzden de bu zihniyetin değiştirilmesi gerekiyor.

TUREB KONGRESİ DAHA İYİ YERLERE GELECEK

TUREB Kongresi’nin bu yılki sempozyumu hakkında neler söylemek istersiniz?

İçerik olarak baktığını zaman sonuçta sektör belli, konuşulacak konular belli… Fakat özellikle bu sene yerli üretime, yerlileşmeye olan ilgi ve alaka daha büyük. Aslında baktığınız zaman gün çektikçe  geçmişten günümüze doğru bakınca kendi kalitesinin üzerine kalite koyarak yola devam ediyor.  Daha iyi yerlere geliceğine de inanıyorum.

Rüzgar elektirik santrallerinin sektöre kattığı ivmeden bahseder misiniz?

İlk başlarda firma yurt dışından geliyordu, tirbünü buraya kuruyordu, parasını alıyordu ve gidiyordu. Bunun Türkiye’ye bir katkısı olmuyordu. Şimdi baktığınız zaman firmalar; kanadı burada üretelim, kuleyi burada yapalım demeye başladı. Türkiye’de yavaş yavaş tedarik zinciri oluşmaya başladı. Bunun haricinde yıllar önce kurulmuş tirbünlerin kompanentleri eskiyor bunların yerine yenilerini koyulacak. Ama bununla ilgili servis, yedek parça vs gibi konularda firmalar muhatap aramaya başlıyor. Bu da yerli üretici için bir fırsat. Bu yüzden bu hareketlenme çok güzel. Firmalara baktığınız zaman bu potansiyeli gören firmalar Türkiye’de üretim yaptırmaya başladı. Bu da işin güzel tarafı…

Dışarıdan yatırımcı çekebiliyor muyuz bu konuda?

Şu anki ekonomik duruma baktığınız zaman biraz zor. Dışarıdan herkes ön yargı ile bakıyor. Bu ön yargıyı kırmakiçin kendimizi doğru anlatmamız gerekiyor. Mesela ENERKON’un Türkiye’de bu kadar çok yatırım yapmasının nedeni ENERKON’un Türkiye’de çok eski bir geçmişinin olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’yi çok yakından tanıyan bir firma… ENERKON’un kendi içerisindeki ekibin Türkiye için bir şeyler yapmaya uğraşan iyi bir ekip olması da burada bir diğer etkendir.

KENDİMİZİ DOĞRU ANLATMALIYIZ

Kendimizi çok iyi bir şekilde anlatmamız lazım. Ben, yıllardır söylüyorum. Turizmde tanıtım demek gidip stant açıp, lokum dağıtıp, adamın kafasına fes takıp, fotoğraf çektirmek demek değildir. Bunu ısrarla yaptığımız için turizm gelişmedi. Bugün Yunanistan’a baktığınızda ne kadar turist çektiğini göreiliyorsunuz. Yurt dışından gelen müşterilerimiz İzmir’i, gençlerimizi görünce; ‘Türkiye’yi biz böyle medeni, uygar, gelişmiş bir yer ıolarak bilmiyorduk’ diyorlar. Özellikle eğitime bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Türkiye’ye  nitelikli eleman yetiştiren okulları kurmamız lazım. Evet, üniversite mezunu gençlerimiz çok, doğru ama 1 milyon tane her sene hiçbir şey öğrenmemiş üniversite mezunu mühendis çıkıcağına 500 tane iyi mühendis çıkarmalıyız. O diğer 500 tane ise iyi bir teknisyen olsun.  O zaman işler daha kolay yürür.

TİBET ARBAK KİMDİR?

1969 izmir doğumluyum. İzmir Motor Teknik Lisesi, daha sonrasında Kocaeli Mühendislik Fakültesi’ni bitirdim. Daha sonra 1 sene kadar lisan için yurt dışında bulundum. Sonrasında geldiğimde aile şirketimiz olan şirkette çalışmaya başladım. Meslekteki tecrübem 30 yıl kadar oluyor. Okul yıllarımda da şirkette çalışıyordum. Geldikten sonra şirkette farklı bir vizyon, farklı bir misyon çizerek şu anki imalatımızı yaptığımız konuya yöneldik. Sadece bu işe focuslandık ve kendimize bu işi seçtik. Türkiye’de de bu alanda ilklerden birtanesi durumundayız.

Devamını oku
Reklam
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Endüstriyel İş Makinaları

PLATFORM GÜNLERİ 25-26 KASIMDA

Yayınlanma tarihi

-

Personel yükseltici platform sektörünün büyük buluşması için geri sayım başladı. Platform  sektörün Türkiye’deki çatı kuruluşu Platformder, tarafından bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Platform Günleri etkinliği, 25-26 Kasım 2022 tarihlerinde İstanbul Tuzla’daki Autodrom İstanbul tesislerinde gerçekleştirilecek. İstanbul’un prestijli organizasyonlara ev sahipliği yapan adresi Autodrom İstanbul’da, Hybrid İletişim tarafından organize edilecek olan etkinlik; üretici firmalar, distribütörler, kiralama firmaları, finans kuruluşları, destek ürün ve hizmet sağlayıcıları ve nihai kullanıcıları bir araya getirecek. Autodrom İstanbul, merkezi konumunun yanı sıra geniş açık ve kapalı alanlarıyla organizasyona güçlü bir altyapı sağlayacak.

PLATFORMDER Yönetim Kurulu Başkanı Saruhan Günaydın, Platform günleri ile ilgili olarak yaptığı basın açıklamasında konu ile ilgili şöyle konuştu, Günaydın “Ürün bilinirliğine paralel olarak pazar hacmi de her geçen artan personel yükseltici platform sektörünün tüm paydaşlarını bu etkinlikte bir araya getiriyoruz. Platform Günleri 2022, platform ürün teknolojisi ve kullanımıyla ilgili tüm önemli konular hakkında bilgi alışverişinin yapılacağı bir etkinlik olacaktır. Teknik bilgi alışverişine ek olarak, kiralama şirketleri ve kullanıcılar da dahil olmak üzere sektörün tüm katılımcıları, ekipmanları çalışır durumda görme fırsatını bulacaklardır.  Ziyaretçilerin ürünleri demo alanlarında kullanma fırsatı bulacakları sürdürebilir  etkinliğin  olmasını  istiyoruz” dedi.

Konuşmasına devam eden, Günaydın “Sektöre hizmet veren tüm tedarikçiler, hizmet sağlayıcılar, bu etkinlikte olmalıdır. Üretici ve distribütör firmalarının ’da bir araya gelmesini sağlayacaklarını” dile getirdi.

Yeşil teknoloji ve güvenli kullanım vurgusu

Personel yükseltici platformların, seviye farkı gerektiren tüm çalışma ortamlarında geçici olarak güvenli çalışma ortamı sağlayan güvenlik ekipmanları olduğunu vurgulayan Saruhan Günaydın,

Etkinliğimizde, platform sektöründe son dönemde önemli bir yer teşkil eden, yeşil teknoloji, güvenli kullanım konuları ön planda olmasını sağlayacağız. Etkinliğe katılan ziyaretçilerimize; yeni ürünleri kullanma, deneyimleme, yeni ürün lansmanları, özel kampanyalar, yarışmalar, seminerler, eğitimler, keyif veren aktiviteleri sunacağımız gibi sosyal medya üzerinden canlı yayınlarımız olacaktı,” dedi.

Devamını oku

Endüstriyel İş Makinaları

Yuntes Makine Dolphin’le Çok Güçlü

Yayınlanma tarihi

-

1996 yılında Konya’da sektörel yolculuğuna çıkan takım tezgâhı konusunda uzman Yuntes Makine gelinen süreçte birçok ülkeye ihraç ettiği Dolphin markası ve Ankara, İzmir, İstanbul, Bursa, Mersin gibi piyasanın önemli bölgelerinde açtığı şubelerle kurumsal bir firma olmanın gerekliliğini yerine getirirken aynı zamanda da uluslararası bir marka olmayı da başarmış durumda. Yuntes Makina Genel Müdürü Yunus Derebağ’la firması ve sektör hakkında konuştuk.

Endüstriyel takım tezgâhı dendiği zaman akla ilk gelen firmanın Yuntes Makine olduğunu kaydeden Derebağ, “Sanayiciyle hep iç içe olduk. Üreticilerin üretimlerinin daha kaliteli ve hızlı olabilmesi için 1996 yılından itibaren yoğun bir faaliyet içerisindeyiz” ifadelerini kullandı.

 

Yerli Dolphin

Endüstriyel ürünlerin ülkemizde genellikle ithal ürünler olduğunu belirten Derebağ, “Biz ise Türkiye’nin geleceği bakımından tabii ki kendi imalat sürecimizi planladık. Bu yüzden forklift ithalatı yaparken, yerli ve milli duygularımızın rehberliğinde imalat yapmak istedik. Bunun için Spartek Firması’nı kurduk. Hemen akabinde de Dolphin Forkliftleri’nin üretimine başladık. 2015 yılında başladığımız bu imalata her yıl pazar payını artırarak devam ediyoruz” dedi.

 

Lityum Pilli Elektrikli Forkliftler Yolda!

Açıklamalarında forklift sektörünün Pazar hareketliliğine de değinen Derebağ, “İSDER’in raporuna göre ülkemiz pazarına giren yıllık ithal forklift sayısı yaklaşık 15 bin adeti bulmakta. Bu çok yüklü bir paranın dış piyasaya akması demek. Tecimsel olmayan, tamamen ülkemiz için bir şeyler yapmak adına çok zorlu bir sürece girip yerli imalata imza atmayı başardık ve Dolphin’i piyasalarla tanıştırdık. Demin de belirttiğim gibi pazar payımızı her yıl yüksek oranlarda artırıyoruz. AR-GE departmanımız bizim için çok önemli. Bu birimdeki arkadaşlarımız çok yoğun bir çalışma içerisinde. Çok kısa bir zamanda lityum pilli elektrikli forkliftlerimizi piyasaya süreceğiz. Bu forkliftlerimizi artık istediğimiz zaman hızlı şarj edebileceğiz ve bu şarjla ürünler çok daha uzun süre çalışabilecek. Ürünlerimiz şu an test aşamasında ve yaklaşık 3 ay sonra da seri üretime başlayacağız” şeklinde konuştu.

Avrupa ve Japon menşeli forkliftlerin şu an dünya piyasalarını ele geçirmiş olduğunu söyleyen Derebağ, “Bu markaların çok yüksek adetlerde üretimleri söz konusu. Çok büyük teşvikleri bulunmakta. Bu konuda biz devlerle yarışıyoruz diyebilirim. Çin menşeli ürünlere gelince, bunlarla da fiyat konusunda rekabet zorluğu yaşıyoruz. Yani yerli piyasada bir yandan pahalı ama kaliteli Avrupalı markalarla yarışırken bir yandan da altyapılarından dolayı ucuz Çinli markalarla amansız bir rekabet içerisindeyiz. Türkiye’nin her bölgesinde forkliftlerimiz çalışmakta. 30 tane bayimiz bulunmakta. Markamıza olan yoğun talep bayi ağımızı da her geçen gün büyütmekte. Bu konuda yoğun bir talep alıyoruz. Ama bu konuda çok hassasız. Detaylı bir inceleme yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Devamını oku

Endüstriyel İş Makinaları

Tecrübenin Sektördeki Adı; ARICI Vinç İşletmeciliği

Yayınlanma tarihi

-

Dinamik kadrosu ve yeniliklere kolay uyum sağlayan teknolojik altyapısı ile vinç sektörünün öncü şirketlerinden biri olan ARICI Vinç makine parkuruna yaptığı yatırımlarla da birçok sektöre üstün hizmetler sunmakta. ARICI Vinç İşletmeciliği Ltd. Şti Genel Müdürü Hidayet Arıcı firması hakkında konuştu.

Sektörün en eski isimlerinden biri olduğunun bilgisini veren Arıcı, “1971 yılında Konya Sanayisi’nde çocuk yaşlarda çalışmaya başladım. Tabii o dönem Konya, kendi yağında kavrulan, kısıtlı imkânlara sahip mütevazı bir karakter profiline sahipti. 1989 yılında kendi firmam olan Arıcı Vinç İşletmeciliğini kurdum. O dönem sektörden bir abimizin tornasında kendi hiyaplarımı yapmak için mücadele ettim. Bunu da başardım. 10 tonluk bir hiyap ürettik. Ürettiğimiz bu hiyap o dönem Konya’daki en büyük hiyaptı. Bu üretim sürecimiz HİDROKON kurulana kadar devam etti. Konya’da sanayinin çok hızlı büyümesi, iş potansiyelinin çok olması ve müşteri portföyümüzün zenginliğiyle ARICI Vinç İşletmeciliği kurumsal kimliğini kazandı” ifadelerini kullandı.

2004 yılında yeni yerimize taşındıklarını belirten Arıcı “Yine bu süreçte bir mobil vinç alma fikrimiz gelişti. Bu yüzden Almanya’ya gittik ve ürünümüzü aldık. Bu ürün 90 tonluktu ve Konya’ya ilk gelen mobil vinçti. 2008 yılında da 200tonluk vincimizin siparişini verdik. Aldığımız hiyaplarla, mobil vinçlerle ve forkliftlerle makine parkurumuzu ve müşteri portföyümüzü oldukça zenginleştirdik” şeklinde konuştu.

Zengin Makine Parkı

Son olarak firmasının ürün parkı hakkında bilgi veren Arıcı şunları dile getirdi: “Makine parkımızda 250, 200, 160, 80, 75, 35,20, 10 tonluk mobil vinç ve hiyaplarımız, 36mt sepetli platform, 3-16ton arası çeşitli tipte forkliftlerimiz, tırlarımız, dorselerimiz, kayar kasalarımız bulunmakta.  Eski ürünleri pek tercih etmiyoruz. Bu yüzden ürünlerimizi sürekli yenilemekteyiz.”

Devamını oku

Trend olan

EnglishTurkish