Takip Edin
#

Endüstriyel İş Makinaları

YERLİ ÜRETİM DESTEKLENİRSE ‘MADE IN TURKEY’ DAMGASINI TÜM DÜNYAYA VURURUZ

Abone Ol 

Yayınlanma tarihi

-

Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak, disiplinli çalışarak global markalar çıkarabileceğimizi ve ‘Made In Turkey’ damgasını tüm dünyayay vurabileceğimizi ifade ediyor.

Yerli üretimin neden desteklenmesi gerektiğini, sektördeki gelişmeleri, Tibet Makine’deki son durumu Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak ile konuştuk.

GLOBAL ANLAMDA MARKASINI DUYURMUŞ KONUMA GELDİK

Tibet Makine olarak faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

Tibet Makine, ilk başlarda iş ve inşaat makinaları kaldırma makinalarına yönelik önemli parçalar üretti. Kule dönüş dişlileri büyük çaplı parçalar bunlardan bazılarıdır. Daha sonra rüzgar sektörü ve savunma sanayine girdik. Şu anda savunma sanayinde kendimize geliştirdiğimiz know haw’ı ile birlikte dünyadaki 2 know haw’dan birtanesiyiz. Global anlamda da markasını duyurmuş bir firma durumuna geldik. Savunma sanayinde de dünyada 2 büyük firmadan birtanesi konumundayız.

TÜM DÖNEN HER ŞEYDE TİBET MAKİNA’NIN ALÜMİNYUM YATAKLARI VAR

Şu anda gerçekleştirmiş olduğunuz projelerden basedebilir misiniz bizlere?

Savunma sanayinde imalatı yapılan tüm dönen her şeyde Tibet Makina’nın alüminyum yatakları var.

BİR ANLAMDA TÜRKİYE’Yİ KORUYORUZ DİYEBİLİRİZ

Türkiye’yi Tibet Makine koruyor diyebilirmiyiz bu durum için?

Yani bir anlada öyle diyebiliriz. ASELSAN, ROKETSAN, Fırtına Obüsleri, Altay Tankı yani aklınıza gelebilecek Türkiye’de üretilen yerli üretimdeki tüm şeylerin parçaları Tibet Makine’den çıkıyor.

Tibet Makine olarak yerli üretimin öneminden bahseder misiniz?

Kendi ayaklarınızın üzerinde durabilmeniz için üretiyor olmanız lazım. Bunu da tabi kendi ülkenizde üretiyor olmanız lazım. Mükün olduğunca çok dışa bağımlı olmadan yerli malzeme ile üretiyor olmanız lazım. Ürettiğinizi de sadece kendi ülkenizde değil, yabancı ülkelere de satabilmeniz lazım. Bunun için de çok iyi bir teknolloji geliştirip kendinize bir marka yaratmanız ve bu markayı da yurt dışında bir Türk markası olarak ıspatlamanız lazım. Biz, bugüne kadar uzun yıllar boyunca hep Türkiye’de alt yüklenici olarak çalıştık. Otomotiv sektörlerine çok iyi işler yaptık. Baktığınız zaman dünya otomotiv devlerine çok büyük oranda ürün veriyoruz. Biz Türkiye’de hala bir tane araba üretemedik. Bunun nedeni ise bizim bugüne kadar Ar-Ge’ye, mühendisliğe ve insana yatırım yapamamamızdır. Sadece bizim önümüze hazır konulanı yaptık. Verdiler, teknik resmi biz ürettik. Ama iş bu değil…

TAŞERONLUKTAN KURTULUP DÜNYA PİYASASINA ÇIKMALIYIZ

Biz böyle yaparsak taşeron firma olmaya devam ederiz. Kendi ürünlerimizi, kendi markalarımızı yaratıp dünya piyasasına çıkmalıyız. Bunun en güzel örneği Kore’dir. Türkiye ile aynı zamanda otomotiv sektörüne girmiştir. Fiat’tan aldığı kalıplar ile birtakım araçlar üretmiş, daha sonrasında KİA fabrikasını kurmuştur. Arkasından Samsung markasını oluşturmuştur. Samsung da, Hundai de üretiyor.  İnanılmazlar… Güney Kore’nin birçok markası var. Uzak Doğu pazarına baktığınız zaman Güney Kore, pazarın erişilemez lideri konumunda. Dünya çapına baktığınızda çok ciddi firmaları var. Niye? Çünkü artık onlara verilen lisansla değil; kendi mühendisliği ile, kendi Ar-Ge’si ile, kendi tasarımları ile bir şeyler yaptı. Aynı zamanda ağır sanayiye baktığınız zaman Güney Kore, makine imalatında dünyada lider ülkelerden bir tanesi. Tersanelere, gemi üretimlerine baktığınızda da aynı şekildeki Kore’nin geçmişi ile Türkiye’nin geçmişi bir biri ile çok paralel gidiyor. Onlar da çok büyük savaştan çıkıyorlar. Fakirlik, yoksulluk görüyorlar. Yılmadan devam ediyorlar. Bizim de dünya piyasasına çıkmamız gerekiyor. Şu anda ucuz ülke denilen ülkeler, daha düşük kalite ürün üretiyorlar ama onlar da yatırımlarını yenileyip aynı kaliteyi yakaladığı zaman siz bu sefer ortada kalıcaksınız. Çünkü ürettiğiniz şeyin üzerindeki tek şey kendi yapabildiğiniz tasarım ve üretim olacaktır.

KENDİ MÜHENDİSLİĞİMİZİ VE AR-GE’MİZİ YAPMALIYIZ

Türkiye’de yerli üretim nasıl gelişir, yerli üretimin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de yerli üretim; çok iyi bir mühendislik ve Ar-Ge alt yapısı ile gelişir. Bunun çok basit örnekleri var. Biz, dünyanın eskiden en çok tişört satan ülkesi idik.  Bütün dünya markalarına tişört satıyorduk. 1 tişört 1 dolar bile değildi. Ama gırla gidiyordu. Bizde bizim tekstil sektörümüz şöyle iyi böyle iyi diyorduk. Şimdi ne oldu? Vietnam yapıyor, Kamboçya yapıyor. Hem de sizin yarı fiyatınıza yapıyor. Artık Türkiye’de yapılan tişörtler ucuz tişört olmadı. Artık türkiye tişört satamıyor. Kendi ülkemize satıyor. Ya da çok büyük firmalara, çok kaliteli ürün satıyor. Ama bunun da sonu gelecek. O yüzden artık biz kendi markamızı, kendi mühendisliğimizi yapacağız. Kendi Ar-Ge’mizi yapacağız.

BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM…!

Yerli imalatçılar birlik olabiliyor mu?

Çok ciddi sorunlarımız var. Yıllar önce Türkiye’nin sektörel dış ticaret firmalarının bir tanesinin kurucu ortağı idim ve yönetim kurulundaydım. Her üretimi bir kişinin yaptığı toplantımızda bir iş makinesini oluşturacak kompanentlerin  yapıldığı bir gruptuk. Amacımız da dünya lideri firmalara gidip, ‘biz bu üretimlerin tamamını yapabiliyoruz’ demekti. Yapılan görüşmeler çok güzel geçiyordu. Konuşmalar harikaydı, teklifler harikaydı. Adamlar dediler ki kalite… O zaman ben de dedim ki; çoğu kişinin kalite belgesi yok. Bir tane şirkete kalite belgesi alalım, bütün şirketler ortak bir tane test labaratuvarı yapalım, herkes tek tek yapacağına maliyeti bölüşelim. Ondan sonra bütün ürünler oradan onaylanıp çıksın. Ve maalesef ki maalesef burada ismini vermek istemediğim bir yabancı global şirkete 10 liraya teklif verdiğimiz yere; bizim ortağımız şirket gidip arkadan ben size bunu 9.5 liraya yaparım dedi. Karşınızda dünya devi firmalar olunca bu tür hareketler karşısında direkt sizinle ilişkiyi kesiyor. Daha bunlar kendi içerisinde dürüst değiller diye size anında notunu veriyorlar. Maalesef böyle bir deneyimimiz de oldu. Türkiye’de de özellikle kaldırma ve taşıma kısmında bakıyorsunuz vinç işletmecileri inanılmaz bir rekabet içerisindeler. Bu rekabetten ötürü  inalımaz fiyatlara işler yapılıyor. Kimse kar etmiyor, herkes zarar ediyor. Böyle bir ticaret yapısı olmaz. Bir araya gelip belirli bir fiyat politikası oluşturup bunu herkese kabul ettirmek gerekiyor. Bizdeki mantık ve algı tamamen şu: “Sen bu işi kaç paraya yaptın? 5 lira… Tamam, ben 4.5 liraya yaparım, o diyor ben 3.5 liraya yaparım.” Hiçbir maliyet hesaplamadan, hiçbir şey yapmadan çoğu firma bu yüzden ayakta kalamıyor. Biraz ticaret bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Hiçbir zaman unutmamalıyız ki birlikten kuvvet doğar. Birlikte daha güçlüyüz.

DERNEKLER, SEKTÖRLERE FAYDA SAĞLIYOR

Bu birlikteliği sağlamak için birkaç tane dernek kuruldu. Bu dernekler birlikteliği sağlar mı?

Sağlar tabii ki… Özellikle bu tür derneklere baktığınız zaman, mesela VİNÇDER’e baktığınız zaman,  VİNÇDER’in içine baktığınız zaman sektörde önemli işler başarmış firmalar var. Şimdi bu firmaların tecrübelerini diğer firmalara aktarması, onlara yol göstermesi çok önemli bir şey. Bu tür kurumların faydalı olacağına inanıyorum.

HAYIFLANMAK YERİNE GELECEĞE ODAKLANMALIYIZ

Yerlileşmek için çok mu geç kaldık, yolun başında mıyız, tam olarak neresindeyiz?

Aslında çok geç kaldık. Şu anda geç kaldığımız bölüm için yapacağımız bir şey yok. Yapmamız gereken ileriye bakmak. Yapacağımız tek şey ise kaybettiğimiz zamanı nasıl telafi ederiz diye hesap yapmak. Ve hedefe nasıl daha hızlı yürürüz ona bakmamız lazım. Geri dönüp vah vah biz çok geç kaldık diye ağlamanın hiçbir anlamı yok. Biz, bu arayı nasıl kapatırız, daha hızlı nasıl reaksiyon alırız, bunlara bakmalıyız. Herkesin Ar-Ge’sini ve mühendislik alt yapısını güçlendirmesi gerekiyor.  Teknolojiyi çok yakından takip etmesi gerekiyor.  Buna yatırım yapması gerekiyor.

ESKİ MESLEK LİSESİNİN KALİTESİ İLE ŞUANKİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİNİN KALİTESİ BİLE BİR DEĞİL

Sizce sektörel anlamda verilen eğitim yeterli mi?

Meslek lisesi mezunu olan birisi olarak söylüyorum; bir kere eğitim hiç yeterli değil. İzmir motor teknik lisesi mezunuyum. Haftada 8 saat teknik resim dersini, 3 sene boyunca gördüm. Şimdi üniversitelere baktığımız zaman üniversitelerde haftada 1 saattir. Teknik lisede termodinamik dersi vardı. Liseye baktınızda 1 yıl boyunca termodinamik dersi aldık. Fakat bu süre üniversitede daha azdı. Yani şimdi eski meslek lisesinin kalitesi ile şu anki mühendislik fakültesinin kalitesi bile bir değil…

MESLEK LİSELERİNE ÖYLE BİR MUAMELE YAPTILAR Kİ…!

Çünkü meslek liselerine öyle bir muamele yaptılar ki… Meslek lisesine gideceksin de ne olucak… Ama bizim zamanımızda öyle değildi. Derlerdi ki meslek lisesine git üniversiteyi kazanırsan devam edersin, ama kazanamazsan da elinde mesleğin olur. Ve benim dönemimden çıkan arkadaşlarımın aşağı yukarı % 80’i mesleği yapıyor. Çoğu Türkiye’deki üst düzey firmalarda yönetici bir çoğu… Bizim okuduğumuz lisede öğretmen…  Kimileri öğretim görevlisi oldu. Böyle bir potansiyeli vardı okulun. Şimdi  meslek lisesinden çıkıyor çocuk,  ne yapacaksın; bir tane takside çalışırım, şoförlük yaparım. Neden elimi kirleteyim diyor. Artık insanlarda öyle bir şey oldu ki çocuğum yorulmadan para kazansın algısı yaygınlaştı. Aman elim kirlenmesin…  Alsancak’ta ofiste oturup çalışsın. Fakat her yer Alsancak değil… Herkes Alsancak’ta oturursa diğer işleri kim yapacak? İşte o yüzden de bu zihniyetin değiştirilmesi gerekiyor.

TUREB KONGRESİ DAHA İYİ YERLERE GELECEK

TUREB Kongresi’nin bu yılki sempozyumu hakkında neler söylemek istersiniz?

İçerik olarak baktığını zaman sonuçta sektör belli, konuşulacak konular belli… Fakat özellikle bu sene yerli üretime, yerlileşmeye olan ilgi ve alaka daha büyük. Aslında baktığınız zaman gün çektikçe  geçmişten günümüze doğru bakınca kendi kalitesinin üzerine kalite koyarak yola devam ediyor.  Daha iyi yerlere geliceğine de inanıyorum.

Rüzgar elektirik santrallerinin sektöre kattığı ivmeden bahseder misiniz?

İlk başlarda firma yurt dışından geliyordu, tirbünü buraya kuruyordu, parasını alıyordu ve gidiyordu. Bunun Türkiye’ye bir katkısı olmuyordu. Şimdi baktığınız zaman firmalar; kanadı burada üretelim, kuleyi burada yapalım demeye başladı. Türkiye’de yavaş yavaş tedarik zinciri oluşmaya başladı. Bunun haricinde yıllar önce kurulmuş tirbünlerin kompanentleri eskiyor bunların yerine yenilerini koyulacak. Ama bununla ilgili servis, yedek parça vs gibi konularda firmalar muhatap aramaya başlıyor. Bu da yerli üretici için bir fırsat. Bu yüzden bu hareketlenme çok güzel. Firmalara baktığınız zaman bu potansiyeli gören firmalar Türkiye’de üretim yaptırmaya başladı. Bu da işin güzel tarafı…

Dışarıdan yatırımcı çekebiliyor muyuz bu konuda?

Şu anki ekonomik duruma baktığınız zaman biraz zor. Dışarıdan herkes ön yargı ile bakıyor. Bu ön yargıyı kırmakiçin kendimizi doğru anlatmamız gerekiyor. Mesela ENERKON’un Türkiye’de bu kadar çok yatırım yapmasının nedeni ENERKON’un Türkiye’de çok eski bir geçmişinin olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’yi çok yakından tanıyan bir firma… ENERKON’un kendi içerisindeki ekibin Türkiye için bir şeyler yapmaya uğraşan iyi bir ekip olması da burada bir diğer etkendir.

KENDİMİZİ DOĞRU ANLATMALIYIZ

Kendimizi çok iyi bir şekilde anlatmamız lazım. Ben, yıllardır söylüyorum. Turizmde tanıtım demek gidip stant açıp, lokum dağıtıp, adamın kafasına fes takıp, fotoğraf çektirmek demek değildir. Bunu ısrarla yaptığımız için turizm gelişmedi. Bugün Yunanistan’a baktığınızda ne kadar turist çektiğini göreiliyorsunuz. Yurt dışından gelen müşterilerimiz İzmir’i, gençlerimizi görünce; ‘Türkiye’yi biz böyle medeni, uygar, gelişmiş bir yer ıolarak bilmiyorduk’ diyorlar. Özellikle eğitime bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Türkiye’ye  nitelikli eleman yetiştiren okulları kurmamız lazım. Evet, üniversite mezunu gençlerimiz çok, doğru ama 1 milyon tane her sene hiçbir şey öğrenmemiş üniversite mezunu mühendis çıkıcağına 500 tane iyi mühendis çıkarmalıyız. O diğer 500 tane ise iyi bir teknisyen olsun.  O zaman işler daha kolay yürür.

TİBET ARBAK KİMDİR?

1969 izmir doğumluyum. İzmir Motor Teknik Lisesi, daha sonrasında Kocaeli Mühendislik Fakültesi’ni bitirdim. Daha sonra 1 sene kadar lisan için yurt dışında bulundum. Sonrasında geldiğimde aile şirketimiz olan şirkette çalışmaya başladım. Meslekteki tecrübem 30 yıl kadar oluyor. Okul yıllarımda da şirkette çalışıyordum. Geldikten sonra şirkette farklı bir vizyon, farklı bir misyon çizerek şu anki imalatımızı yaptığımız konuya yöneldik. Sadece bu işe focuslandık ve kendimize bu işi seçtik. Türkiye’de de bu alanda ilklerden birtanesi durumundayız.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Endüstriyel İş Makinaları

Akü Sektörünün İhracat Şampiyonu; Yiğit Akü

Yayınlanma tarihi

-

yiğit akü

100’den fazla ülkeye olan ihracatı ve Avrupa, Afrika, Asya, Amerika ve Orta Doğu ülkelerine, seçkin markaları ve geniş ürün yelpazesi ile üstün hizmetler sunan Yiğit Akü, bir dünya markası olmanın gerekliliğiyle başarılarına devam ediyor. Alanında Türkiye’nin ihracat şampiyonu olan firma 2022 yılında da bu alandaki yatırımlarına devam edecek. Yiğit Akü Endüstriyel Aküler Satış Müdürü Mustafa Avcı’yla firmasının projeleri hakkında konuştuk.

2021 yılı satış rakamları bütçelerini yaklaşık %40 oranında aştıklarını dile getiren Avcı, “Bizim açımızdan gayet başarılı bir yıl oldu. Yaptığımız yeni makine yatırımları 2021 yılı sonunda devreye alındı ve 2022 yılı satış rakamlarına olumlu etki yaratacağına inanıyoruz. Dünyada sayılı akü üreticilerinin kullandığı ve en teknolojik tubüler plaka üretim makinalarımız gücümüze güç katacaktır. 2022 yılında asıl büyümeyi ihracattan elde edeceğimize inanıyoruz ve insan kaynaklarımıza bu konuda yatırım yaptık, yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Endüstriyel akü satışında 2021 yılı başına kadar ağırlıklı olarak iç pazarda aktif olduklarını ve hatları doldurduklarını hatırlatan Avcı “Ancak yeni yatırımlar devreye alınınca pazar çeşitliliği açısından ihracata yönelmemiz zaruri hale geldi. 2021 yılında en fazla ciro elde ettiğimiz akü tipleri şöyledir;

–                  Savunma sanayi aküleri (Tamamen yerli üretim olan aküleri sadece Türk ordumuza değil, yurt dışındaki 7 ülke ordusuna da satmaktayız. Pazar lideriyiz.)

–                  Traksiyoner aküler (Tamamen yerli üretim olan aküleri, başta ülkemizin en büyük forklift üretici ve ithalatçı firmalarına vermekteyiz. Özellikle kiralama projelerinde ürün kalitesi öne çıktığı için, kiralama projelerinde akülerimiz daha fazla tercih edilmektedir. Kiralama projelerinde pazar lideriyiz.)

–                  Motive power serisi aküler ( İthal olarak temin ettiğimiz bu aküler ile özellikle temizlik makinası grubunda, engelli araçlarında, AGV araçlarında kullanılmaktadır.)

–                  Front Terminalli aküler (Tamamen yerli üretim olan bu aküleri, ülkemizin en büyük Telekom firmalarında baz istasyonu aküleri olarak kullanılmaktadır. Bu grupta pazar lideriyiz. Yurt dışında ise 2 ülkeye ihracatımız mevcuttur.)

–                  FFP aküler (Tamamen yerli üretim olan aküleri, golf araçları ve kaldırma platformları pazarlarına vermekteyiz. Ayrıca yurt dışında sektörün en bilinen üretici firmaları pandemi şartlarından etkilendikleri için ihracat imkanlarımız açısından öne çıkan ürünümüz olmuştur. Pazar lideriyiz)

–                  Motorsiklet ve E-bike aküler (İthal olarak temin ettiğimiz bu aküler ile özellikle pandemi şartlarında evlere servis hizmeti veren araç sayısı arttığından, akü talebi de artmıştır. Bu pazarda ilk 3 te olan firmayız.)

–                  AGM aküler (İthal olarak temin ettiğimiz bu aküler, özellikle UPS kesintisiz güç kaynaklarında, alarm sistemlerinde, tıbbi cihazlarda kullanılmaktadır.)” şeklinde konuştu.

Son 5 Yıl Üst Üste Akü İhracat Şampiyonu!

Yiğit Akü’nün dünyada 100’ün üzerinde ülkeye akü ihracatı yaptığını kaydeden Avcı, “Toplam ciromuzun  %60 dan fazlasını ihracattan elde etmekteyiz. TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) verilerine göre son 5 yıl üst üste akü ihracat şampiyonuyuz. Ülkemizin en büyük sanayi kuruluşları içinde 240. sıradayız (ISO 500 2020 yılı verilerine göre)” ifadelerini kullandı.

Son olarak imza atacakları yeni projeler hakkında okuyucularımızı bilgilendiren Avcı, “2022 yılı ve sonrası için 4.akü fabrikamızın inşaatı sürmektedir (Starter – Endüstriyel – Lityum akü fabrikalarımız halen üretim yapmaktadırlar). Amacımız yakın gelecekte dünya klasmanında en iyi akü fabrikası olmaktır. Şu anda ülkemizin %100 yerli ve milli olan en büyük akü fabrikasıyız. Bunu tüm paydaşlarımızla birlikte başaracağız” dedi.

 

 

Devamını oku

Haber

HBA Akü’den Yeni Ürünler

Yayınlanma tarihi

-

hba

Ham madde girdilerimiz tamamen Avrupa menşeili olup stoklu çalışan HBA Akü, 2022 yılı hedeflerine daha ilk çeyrekte ulaştı. Pandemi süresince kendi yönetim sistemi ve yazılımının geliştirilmesi çalışmalarına yoğunlaşan firma, bu çabalarının meyvesini toplamaya başladı. HBA Akü Genel Müdürü Ali Baykal’la firması ve sektörün genel durumu hakkında konuştuk.

2021 yılının pandemiye rağmen HBA Akü adına güzel geçtiğinin bilgisini veren Baykal, “Satış adetlerinde ve ciromuzda ciddi artış sağladık. Tedarik zincirinde yaşanan sorunlara rağmen, doğru stok yönetimi ile teslimatlarımızı zamanında yaptık” ifadelerini kullandı.

2022 yılı başlangıcında satış adetlerinde ve cirolarında bir önceki yılın üzerinde artış planladıklarını belirten Baykal “Bunu, yaptığımız yeni anlaşmaları öngörerek hesapladık. Yılın ilk çeyreğinde hedeflerimize ulaştık. Fakat Rusya – Ukrayna arasındaki savaş durumu, buna bağlı olarak artan hammadde fiyatları, artışlardan kaynaklanan hammadde tedarik sıkıntılarından dolayı öncelikle ikinci çeyreği ve kalan iki çeyreği tam olarak ön göremiyoruz. Umarız bu yüzyıla yakışmayan durum, kısa süre içerisinde çözülür” dedi.

Lityum Akü Paketleri

HBA Akü’nün yaklaşık 5 yıldır lityum akü paketleri üzerinde çalışma yaptığını kaydeden Baykal “Pandemi süresince, kendi yönetim sistemimizin ve yazılımımızın geliştirilmesini sağladık. Kurşun asit akülerde olduğu gibi önceliğimiz kalite olduğu için süreç bir miktar uzadı. Bundan sonra piyasada bolca görülecektir” şeklinde konuştu.

Devamını oku

Endüstriyel İş Makinaları

Gökçel Vinç’de Durmak Yok

Yayınlanma tarihi

-

Kiralık vinç, hiyap,  platform alanlarında hizmet veren Gökçel Vinç, Avrupa standartlarında yüksek teknolojide üretilmiş vinç ve platform araçlarını parkına katarak, yenilikçi şirket anlayışıyla adım adım büyümesini devam ettiriyor. Gökçel Vinç Genel Müdürü İsa Gökçel okuyucularımız için firmasını anlattı.

Gökçel Vinç’in Mart 2008 yılında sektörel yolculuğuna çıktığını belirten Gökçel, “2015 yılına geldiğimizde sepetli segmentinde makine sayımız 5’e yükseldi. Aynı yıl Fransa’da gerçekleşen İntermatt Fuarı’na katıldık.  Bu fuarda şu dikkatimi çekti; ülkemizde deyim yerindeyse 2.sınıf iş kolu olarak görülen vinç sektörü, burada oldukça önemsenen ve değer verilen bir sektördü. Bundan dolayı işimi daha çok sevmem ve önemsemem gerektiğine daha da profesyonel olmaya karar verdim.  Bu fuar, iş alanında daha cesur olmamı ve bende yeni ufukların doğmasını sağladı diyebilirim” ifadelerini kullandı.

Gökçel Vinç’in ana iş kolunun insan kaldıran platformlar oluşturduğunu dile getiren Gökçel, makine parklarında, araç üstü, örümcek, eklemli platformlar, manliftler bulunduğunun bilgisini verdi.

İstanbul piyasasının kendileri için çok önemli olduğuna işaret eden Gökçel, “Bu piyasaya oldukça yoğunlaşmış durumdayız. Meşhur Çamlıca Camii’nin vinç işlerini yürüttük. Bu projede en iyi taşeron firma ödülünü aldık. Bunun yanı sıra diğer şehirlerde de projeler gerçekleştirdik. Şu an Ankara’da bir işimiz bulunmakta” dedi.

Özel ve Az Bulunur Makinalar!

Açıklamalarında Gökçel Vinç’in makine parkuru hakkında bilgiler vermeye devam eden Gökçel, “Makine parkurumuzda şu an 23 adet makinamız bulunmakta. Bunların içinde çok özel ve Türkiye’de tek olan ürünler mevcut. Örneğin 31mt örümcek platformumuz; yatay erişimi 17mt, kırmalı bomlu blue lift Rutmann markalı ürün sadece bizde var. Bunun yanı sıra 36mt,5 7mt 75mt’lik örümcek platformlarımız da sadece birkaç firmada mevcut.  En son parkurumuza kattığımız Palfinger 75mt’lik aracımız da çok özel ve az bulunur bir makine. Yeni siparişlerimiz var. Yatırımlarımıza durmadan devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

 

 

Devamını oku
Advertisement hba.com.tr
Advertisement hba.com.tr

Trend olan

EnglishTurkish