Takip Edin

Sektörel Gündem

“Türkiye ile Avrupa Birliği Arasında Yeni Bir Karayolu Taşımacılığı İşbirliği: Beklentiler ve Olasılıklar” projesinin sonuçları açıklandı

Abone Ol 

Yayınlanma tarihi

-

UND, Avrupa Birliği ve Küresel Araştırmalar Derneği (ABKAD), Polonya Uluslararası Karayolu Taşımacıları Derneği (ZMPD) ve Brüksel merkezli Avrupa Komşuluk Konseyi (ENC) iş birliğinde yapılan “Türkiye ile Avrupa Birliği Arasında Yeni Bir Karayolu Taşımacılığı İsbirliği: Beklentiler ve Olasılıklar Projesi” bir yıllık çalışmanın ardından sonuçlandı ve 4 farklı rapor hazırlandı. Pandemi süreci ve sonrasında Avrasya bölgesindeki siyasi ve ekonomik konjonktürdeki yeni gelişmelerin Türkiye’yi tedarik zincirinin merkezine yerleştirdiği belirtilirken; Karayolu taşımalarında Türkiye mevzuatı ile Avrupa müktesebatının yüzde 95 uyumlu olduğu, Türk taşımacılarının Avrupa’da karşılaştıkları sorunların sadece Türk ekonomisine değil AB ekonomisine de zarar verdiği, mevcut koşulların aynı kalması durumunda AB ve Türkiye arasındaki ticaretin sürdürülebilir şekilde gelişmesinin ve Gümrük Birliği’nin kazanımlarının sürekliliğinin sağlanmasının mümkün olamayacağı, Türkiye-AB arasında karayolu özelinde işbirliğinin daha ileri seviyeye getirilmesi, Türkiye-AB arasındaki taşımacılığın kota ve vize gibi engellerden arındırılması gerektiği raporlarla ortaya kondu.  

 

UND, Avrupa Birliği ve Küresel Araştırmalar Derneği (ABKAD), Polonya Uluslararası Karayolu Taşımacıları Derneği (ZMPD) ve Brüksel merkezli Avrupa Komşuluk Konseyi (ENC) iş birliğinde başlatılan “Türkiye ile Avrupa Birliği Arasında Yeni Bir Karayolu Taşımacılığı İşbirliği: Beklentiler ve Olasılıklar” projesi 24 Mart’ta geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirildi. Avrupa Birliği ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyaloğunun Desteklenmesi Hibe Programı (CSD-VI) desteğiyle Nisan 2021 tarihinden bu yana sürdürülen projenin kapanış toplantısında hazırlanan 4 farklı raporun sonuçları paylaşılırken, proje kapsamında yapılan çalışmalar hakkında değerlendirmelerin yapıldığı basın toplantısı gerçekleştirildi. 

 

ÖZEL: TÜRKİYE’YE KAYAN TEDARİK AKIŞINI İYİ DEĞERLENDİRMEK ZORUNDAYIZ

Toplantının açılış konuşmasını yapan UND İcra Kurulu Başkanı Alper Özel, “Dünyada artık rekabet üstünlüğü tedarik zincirlerinin hızı ve etkinliği ile sağlanabiliyor. Covid-19 pandemisi sonrasında ticaret politikasını revize eden Avrupa Birliği’nin üye ülkeleri yakın bölgelerden, kendi sistemlerine yakın  ülkelerden tedarik sağlayarak arz kaynaklarını çeşitlendirip yeni krizlere dayanıklı hale getirmeye yöneliyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yönelik ihracatının son yıllardaki muazzam artışında bunun etkisi oldu. Siparişler Türkiye’ye kaydı. Ukrayna krizi ile birlikte Avrupa’nın ticaret ve lojistik haritası da değişiyor; kuzey güzergahı kapanırken AB’nin Avrasya bölgesine yönelik ticaret açılımında Türkiye’nin transit konumu ile ilgili önemli fırsatlar ortaya çıktı. Bu nedenle transit taşımacılık rejimini AB ile karşılıklı olarak daha da kolaylaştırmak durumundayız. Bu fırsatı iyi değerlendirmemiz gerekiyor” dedi. 

4 FARKI RAPOR HAZIRLANDI MEVCUT DURUM ORTAYA ÇIKTI

UND AB Uzmanı Ayşegül Ketenci projenin sonuçları hakkında bilgiler verdi.  Proje kapsamında 4 sivil toplum kuruluşunun bir araya geldiğini ve 4 farklı raporun hazırlandığını söyleyen Ketenci şu bilgileri verdi: “İlk raporda, Türkiye karayolu müktesebatı ile Avrupa müktesebatının yüzde 95 uyumlu olduğunu gördük. İkinci raporda; Türk taşımacılarının Avrupa’da karşılaştıkları sorunların sadece Türk ekonomisini değil AB ekonomisine de olumsuz etkilediği sonucuna ulaşıldı. 3. Raporda ise AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı anlaşmalar incelendi ve AB ve Türkiye arasında nasıl bir yol haritası çizilebileceğine bakıldı. Mevcut koşullar aynı kalırsa AB ve Türkiye arasında ticaretin sürdürülebilir gelişiminin mümkün olamayacağı belirlendi. 4. Rapor ilk 3 raporun sonucunun analiz edilmesini ve çıktılar oluşturulmasını kapsıyor. Raporlar hazırlandıktan sonra tam metin olarak proje için özel olarak hazırlanan web sitesinde (www.eutransportdialogue.org) 4 farklı dilde yayınlanacak.” 

VESTERBYE: AB, EKONOMİK MENFAATLERİ İÇİN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMEK ZORUNDA

ENC (Avrupa Komşuluk Konseyi) Müdürü Samuel Doveri Vesterbye, AB-Türkiye Taşımacılık İlişkilerinin Gelişimi ve Ekonomik Etkileri adlı raporla ilgili bilgiler verdi. Vesterbye, Türkiye-AB ilişkilerinde ulaşımın çok önemli bir yere sahip olduğunu ve anlaşmazlıkların çözülmesi gerektiğini söyledi. “AB’nin ekonomik menfaatleri için Türkiye ile arasındaki ilişikleri geliştirmesi gerekiyor” diyen Vesterbye, şöyle konuştu: “Türkiye önemli bir tedarik zinciri ülkesi. Daha önce Kazakistan ve Rusya’dan geçen Tır’lar yeni hatlardan geçecek. Ya Hazar rotasını ya da İran rotasının düşünülmesini gündeme gelecek gibi görünüyor. Bütün meseleler Türkiye’yi karar alıcılar arasında çok önemli noktaya getirdi.  Sadece AB-Türkiye arasındaki ticaret değil AB ile Orta Asya ve Asya arasındaki ticarette Türkiye’nin; kara, deniz ve demiryolu bağlantıları daha önem kazanacaktır.”

 

ULUSLARARASI ANLAŞMALARI İNCELEYEREK ÇÖZÜM İÇİN İPUÇLARI ARADIK

ZMPD Taşımacılık Birimi Araştırmacısı Tomasz Malyszko, AB’nin Karayolu Alanında imzaladığı Uluslararası Anlaşmalar adlı raporun çıktılarını paylaştı. Malyszko “AB’nin 3. Ülkelerle yaptığı tüm anlaşmalara baktık ve Türk taşımacılarının AB ülkelerine yönelik taşıma koşullarının iyileştirilmesi için bunlardan nasıl yaralanabileceğimize baktık. İsviçre Anlaşması önemliydi. Burada her iki taraftan da taşımacılara tam erişim veriyor. Batı Balkan ülkeleriyle AB arasındaki Ulaşım Topluluğu Anlaşması’na baktık, orada da AB müktesebatına tam uyum sağlanması şartı karşılansa da, tam serbestleşmenin öngörülmediğini gördük. Ukrayna ve Rusya ortaklık anlaşmasına da baktık. Burada bir serbestleşme için yeterli koşul göremedik. Polonya AB’ye girdiğinde yapılan iyileştirmelerden yararlandık. Neticede bir takım opsiyonlar ve çözümler bulduk.”

 

KARAYİĞİT: AB’NİN YAPTIĞI ANLAŞMALAR TÜRKİYE İÇİN EMSAL TEŞKİL EDEBİLİR

Marmara Üniversitesi AB Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Mustafa Karayiğit,

AB’nin karayolu alanında ı̇mzaladığı uluslararası anlaşmaları değerlendirerek şöyle konuştu:“

“Acaba AB’nin Türk taşımacılara uyguladığı taşımacılık rejimi gerçekten Gümrük Birliği’nin içinde mi dışında mı? Gerçekten malların dolaşımı gümrük birliği içinde midir? AB’de yapılan anlaşmaların Türkiye’den yapılan taşımalar için emsal teşkil edip edemeyeceğine bakılması gerekir. Özellikle Macaristan ve Romanya ile yapılan anlaşmalar emsal teşkil edebilir. Biz Türkiye olarak standartlar uygulansın istiyoruz, bize kurallarla değil,  standartlarla gelin diyoruz.”

 

BAYDAROL: TÜRKİYE ARTIK TEDARİK ZİNCİRİN TAM MERKEZİNDE

ABKAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı  Dr. Can Baydarol, yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin giderek güçlenen tedarik merkezi konumuna vurgu yaptı. Dünyada yaşanan paradigma değişikliğine dikkat çeken Baydarol pandemi ve ardından Ukrayna krizi ile birlikte Türkiye’nin öneminin hiç olmadığı kadar arttığını vurguladı.  “Koşullar değişti ve AB-Türkiye ilişkileri sadece Gümrük Birliği ile sınırlı kalmayacak. Artık Türkiye tedarik zincirinin tam merkezinde bulunuyor.  Rusya üzerinden taşımalar 20 yıl yapılamayacaktır. Savaş bitse de ambargolar devam edecektir. Yollar da kalmadı. AB’den Orta Asya ve Orta Doğu’ya yapılan Karayolu taşımaları Türkiye üzerinden yapılacaktır” diye konuşan Baydarol, Türkiye’nin artık ricacı ülke pozisyonundan çıktığını ve pozisyonların değiştiğine dikkat çekti. Türkiye’ye yapılan kota engellemelerini eleştirerek şartların değiştiğine vurgu yapan Baydarol, “Benim üzerimden geçen ülkelere kota uygularsam ne olacak” diye sordu ve Türkiye’nin şu anda yaşadığı durumun anlaşılmasın gerektiğine dikkatleri çekti.  

 

NAS: AB’NİN TÜRKİYE’YE YAKLAŞIMINI DEĞİŞTİRMESİ GEREKİYOR

İKV Genel Sekreteri Çiğdem Nas, yeni gelişmelerin AB-Türkiye ilişkilerinin gelişmesi için uygun bir ortam oluşturduğunu ve Türkiye’nin jeopolitik fırsat penceresini iyi kullanması ve reformlar yapması gerektiğini söyledi. Nas, “AB’nin de stratejik vizyonunu genişleterek Türkiye’ye yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, ticaretin kolaylaştırılması, mülteci ilişkilerinin düzenlenmesi noktasında yeni bir gündem gelişti ancak bunun sonuçlarını göremedik. Şu anda ilişkileri canlandırabilecek en önemli nokta Gümrük Birliği’nin bir bütün olarak ele alınıp güncellenmesi olacaktır. Kapsamının genişletilmesi 

gerekiyor. Burada ulaştırma sektörü çok önemli rol oynuyor. Geçiş ücreti, kota gibi ulaştırma kapasitesini kısıtlayan engellerin ortadan kalkması gerekiyor. Bu ayrı bir anlaşma olarak da ele alınabilir.”

 

KOŞAN: DİĞER TAŞIMA MODLARINDA HÜKÜMLER UYGULANIRKEN KARAYOLUNDA UYGULANMIYOR

Ticaret Bakanlığı Daire Başkanı Çiğdem Koşan da Türkiye’nin elinde mevcut güçlü anlaşmalar olduğunu ancak sorunun uygulamalarda olduğuna dikkat çekti. Koşan, “GATT Madde V, GATS, Katma Protokol ve Gümrük Birliği hükümleri güçlü hükümler içeriyor. Elimizde aslında güçlü anlaşmalar var. Sorun uygulamalarda. Karayolu taşımacılığı olduğunda taahhütler uygulanmıyor. Dünyanın genelinde böyle bir sorun var. Başka taşımacılık modlarında hükümler istisnasız uygulanıyor. Bunu iyi düşünmemiz ve karayolu taşımacılığındaki hassasiyetleri anlamaya çalışmamız gerekiyor. Bu anlamda, projenin başlığı çok anlamlı. Çünkü AB Türkiye arasında karayolu taşımacılığı ilişkilerinde birbirimizi yeniden anlamaya ve sonra yeni iş birlikleri kurmaya ihtiyacımız var. ” diye konuştu.

BOZ: EN ÖNEMLİ SORUN GEÇİŞ BELGELERİ, KOTALAR VE SÜRÜCÜ VİZELERİ

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Daire Başkanı Hasan Boz, karayolu ile yapılan taşımaların 1.2 milyon adetten 1.5 milyon adede çıktığını belirterek kotalar konusunda bir çok ülkede önemli sonuçlar aldıklarını söyledi. Denizcilik, havacılık ve demiryolunda oturmuş genel kurallar olduğunu ancak karayolu taşımaları için her ülkeyle ayrı ayrı ilişki kurmak gerektiğini aktaran Boz, ülkelerle yapılan görüşmeler ve çalışmalardan örnekler verdi. “Asıl sorunumuz geçiş belgesi, sürücü vizeleri ve kotalar” diyen Boz, sürücü temini ile AB’de yaşanan sıkıntılara dikkat çekerek “Bizim elimizde sürücüler var ama vize sorunu nedeniyle bunları kullanamıyoruz. Burada büyük bir çelişki var” dedi.  Ayrıca, pandemi ile birlikte tedarik zincirindeki eğilimlerin değiştiğini, bölgemizde yaşanan gelişmeler de dikkate alındığında, karayolu taşımacılığında sorunların çözümü için yeni bir bakış açısı gerektiğini ifade etti.

 

BİNGÖL: TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNDE KARAYOLUNUN ÖNEMİ ARTTI

UND İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Evren Bingöl, projenin amacının Türkiye ve AB arasındaki ilişkileri geliştirmek olduğunu STK’ları arasında yapılan iş birlikleri ile bu amaç için çalıştıklarını söyledi. Proje kapsamında kurulan “AB-Türkiye Uluslararası Yeşil Koridorlar STK Ağı” ile Türkiye, Polonya ve Belçika’dan 50 ayrı STK’nın bir araya getirildiğini belirten Bingöl, projenin en önemli kazanımı olan bu Ağ üzerinden, Türkiye-AB karayolu taşımacılığı alanında yeni işbirlikleri ve ortak projelerin geliştirilmesi için etkin bir platform sağlanmış olduğunu belirtti. “Proje kapsamında hazırlanan raporlardan çıkan temel tespit şu; karayolu taşımacılığı Türkiye-AB ekonomilerinin geleceği ve rekabet gücü için önem taşıyor. Bunun desteklenmesi lazım” diyen Bingöl, Türkiye-AB arasında karayolu özelinde iş birliğinin daha ileri seviyeye getirilmesi ve kota ve vize gibi engellerden arındırılması gerektiğinin altını çizdi. 

 

BAŞTOR: TAŞIMACILIKTA YAŞANAN SORUNLAR SÜRÜYOR

Ulaştırma Hizmetleri Düzenleme Genel Müdürü Murat Baştor,  AB-Türkiye ticaretinde karayolu taşımacılığının öne çıkan mod olduğunu belirterek, “Ancak geçiş belgesi kotaları, geçiş ücretleri ve sürücü vizeleri konusunda taşımacılarımız yaşadığı sorunlar hala devam ediyor. Her ülkeyle tek tek mücadele ediyoruz, adeta savaş veriyoruz” dedi. 

 

“AB bir taraftan sürücü temin etmeye çalışırken, biz ise sürücülerimiz için vize sorunu yaşıyoruz. 6 aya varan vize süreçleri yaşanıyor” diyerek eleştirilerde bulunan Baştor, şu değerlendirmelerde bulundu: “AB tarafından çözüm olarak bize sunulan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çalışmaları maalesef bekleme aşamasında. Ayrıca. Türkiye-AB ikili ilişkileri bağlamında, taşımacılık başka olmak üzere bazı fasıllar askıya alınmış durumda. Avrupa Komisyonu tarafından 2014 yılında Etki Analiz Çalışması yapıldı. Mevcut durumun her iki taraf için de sınırlamalar ve maliyet yükü getirdiği görüldü. Bu çalışmaların sonucunu kendilerine hatırlattığımızda, konunun sadece ekonomik boyutunun olmadığını sosyal ve çevresel boyutlarının da olduğunu söylüyorlar. Ancak Türkiye olarak, AB ile çok güçlü bir ortaklık anlaşmamız var. Gümrük Birliği’ni tesis etmiş bir ülkeyiz. AB’ye aday ülke konumundayız. Karayolu taşımacılığı alanında mevzuatımızı büyük oranda AB ile uyumlu hale getirdik.”

 

BULGARİSTAN-TÜRKİYE SINIRINA 100 MİLYON EURO İLE YENİ BİR KAPI YAPILABİLİR

UND Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Şener, projenin en büyük çıktısının ortak bir sivil diyaloğun oluşturulması olduğunu söyledi. “Türkiye-AB arısındaki sorunları konuşacaksak mevzuatlara bakmak gerekiyordu.  Yaptığımız incelemelerde gördük ki mevzuatımız AB ile yüzde 95 uyumlu” diyen Şener sorunu çözmek için gösterilecek iradenin önemli olduğuna dikkat çekti. 2014 yılında AB Komisyonu tarafından yaptırılan Etki Analizi Çalışmasında karayolu taşımalarında yaşanan sorunlar nedeniyle Türkiye-AB ticaretindeki kaybın 3.5 milyar Euro olduğunun ortaya çıktığını aktaran Şener, “Bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu ticarette en zayıf nokta Kapıkule’dir. Bu soruna çözüm bulamazsak ticareti hızlandıramayız” dedi. Global Gateway kapsamında sınır geçişleri dahil ulaştırma alanındaki yatırım projelerine 4.6 milyar dolarlık fon ayrıldığını Bulgaristan-Türkiye arısında 100 milyon Euro’luk yatırımla yeni bir kapının inşa edilebileceğini belirterek bu fondan yararlanmak istediklerini aktardı. 

 

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sektörel Gündem

Bilişim Zirvesi 22’inci yılında: Dünyayı Teknoloji Kurtaracak

Bireylerin, şirketlerin ve ülkelerin olmazsa olmazı haline gelen teknoloji ve bilişimin yol haritasının belirlenmesi, geliştirilmesi için her yıl …

Yayınlanma tarihi

-

Bireylerin, şirketlerin ve ülkelerin olmazsa olmazı haline gelen teknoloji ve bilişimin yol haritasının belirlenmesi, geliştirilmesi için her yıl düzenlenen Bilişim Zirvesi’nin 22.si, “Dünyayı Teknoloji Kurtaracak” temasıyla Fişekhane’de yapıldı. Teknoloji uğruna kirlettiğimiz doğanın ancak teknoloji ile temizlenebileceği, doğru ve akıllı kullanımla pek çok sorunun teknoloji tarafından çözüleceğinin altının çizildiği zirve, bu sene fiziksel ortamda konuklarını ağırladı.

Zirvenin ana tema konuşmasını SAP Amaç ve Sürdürülebilirlik Global Direktörü, Akademisyen, Yazar Dr. Erdem Aksakal gerçekleştirdi. “Dilekten Gerçeğe” başlıklı konuşmasında Aksakal, “Dünyayı kurtarmak için iyi temennileri gerçeğe dönüştürecek en büyük potansiyel teknolojide. Finansal kuruluşlar her an trilyonlarca veriyi işlemek ve eğitim kurumları neredeyse sonsuz miktardaki bilgiyi kaydetmek için teknolojiye güveniyorsa, dünyamız için gerekli bu güç de teknolojiden geçecek” dedi.

Açılış programı Dr. Erdem Aksakal’ın ana tema konuşmasının ardından Komedyen Tahsin Hasoğlu’nun stand-up gösterisiyle devam etti.

Bilişim Zirvesi’22’nin açılış programında konuşan T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Bakan Yardımcısı Dr. Ömer Fatih Sayan, her sektör için dijital dünyadaki gelişmelere ayak uydurmanın bir zorunluluk olduğunun altını çizerek, “Teknoloji sadece geleceğimizi yapılandırmak için değil kurtarmak için de var. Günümüzde verinin depolanması, analiz edilmesi ve değere dönüşmesi konuları çok önemli bir pazar haline geldi. Bilişsel ve yapay zekâ sistemlerine yönelik küresel harcamanın 2025 yılında 190 milyar dolarlık bir hacme ulaşması bekleniyor. Ülkelerin, başkaları tarafından üretilen ürünleri kullanarak uzun vadede söz sahibi olamayacağının bilinciyle özellikle haberleşme ve savunma gibi yüksek teknolojiye dayalı sektörlerimiz için üretim çalışmalarına devam ediyoruz. Dünya çapında dijital dönüşüm hizmetlerine yapılan harcamaların 2023’te 2.3 trilyon dolara ulaşacağı görülüyor. Vatandaşlarımızın dijital teknolojiden tüm dünyayla birlikte faydalanabilmesi ve siber tehditlerden korunması için ulusal seviyede doğru politikaları uyguluyor, uluslararası seviyede ortak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Teknolojide doğa dostu çözümler ve sürdürülebilir çözümler bizim için çok önemli” diyerek, gelecek nesillerimiz ve dünyamız için bu çözümleri geliştirmeye öncelik verdiklerini kaydetti.

Zirvede konuşan T.C. Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurul Üyesi Dr. Hakan Yurdakul, girişimcilik açısından Türkiye’nin ilginç bir ülke olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Yeni iş yoğunluğu diye bir kavram var. Yani 15-64 yaş arası çalışan nüfusundaki insanlar yeni iş kuruyorlar. Türkiye 1000 kişiye düşen şirket sayısı 1.8 şirketle OECD’de sonuncu sırada. OECD ortalaması ise 6.3. Girişimcilik aslında bir ruh hali. Yani riski anlama, algılama, değerlendirme ve buna göre karar almayla ilgili bir hal. Ülkemizde risk alma konusunda muhafazakarlık mevcut. Asıl mesele bunun dönüştürülmesi. Bir değişim yaşıyoruz ama çok yavaş. Sermaye birikiminin artması gerekiyor. İnsanların ve şirketlerin dolara, altına, gayrimenkule, arsaya ve üretime yatırım yapmaları gerekiyor. Tasarrufların değişmesi ve ayrıca insan sermayesinin geliştirilmesi gerekiyor.”

Zirvenin premium sponsorlarından Turkcell Dijital İş Servisleri’nin Kurumsal Çözümler ve Hizmetler Genel Müdür Yardımcısı Alper Özkan yaptığı konuşmada, “Sürdürülebilir bir dijital dönüşüm stratejisi, dijitalleşmede gereken olgunluk seviyesine ulaşmak ve stratejik kararların doğru zamanda alınabilmesi adına kurumlar için kritik öneme sahip. Kurumlar, dijital dönüşüm stratejisini kapsayıcı ve işletmenin bütününe uygulanacak, devamlılık gerektiren bir yolculuk olarak değerlendirmeli” diyerek, sürdürülebilirlik konusuna vurgu yaptı.

Artık her şeyin çok hızlı değiştiğini ve varlığımızı korumanın dahi bu değişime ayak uydurmaya bağlı olduğunu hatırlatan Schneider Electric Türkiye, Orta Asya ve Pakistan Strateji ve Dijital Transformasyon Direktörü Cemal Tosun, “Bizim hedefimiz, ayak uydurmanın ötesinde bu değişikliğin öncüsü olmak. Yapay zekayla elektrik üretimiyle yaratılacak dünyayı hayal ediyor ve bu hayali gerçekleştiriyoruz. Gelecekte yaşayacağımız akıllı şehirlere hep birlikte şahit olacağız. Yeni iş modellerine ve henüz adını dahi duymadığımız mesleklere, kısacası akıllı bir dünyaya şimdiden her anlamda hazırlık yapıyoruz” diyerek, bu hikâyenin parçası olmak için çalıştıklarını ifade etti.

“Saldırılar artık daha sofistike”

DNS’in dijital dönüşümün omurgası olduğu söyleyen Roksit Global Pazarlar Çözüm Danışmanı Osman Karan yaptığı konuşmada, “Siber atakların evrimsel gelişimine baktığınızda çok ciddi bir şekilde karmaşık olduğunu görüyoruz. Bundan şunu anlıyoruz ki, saldırganlar bu genişleyen atak düzeyine karşı manipülasyon teknikleri geliştirmeye başladı. Burada önemli olan bir protokol var: DNS. Domainlerin %80’den fazlasının IP kaydı yok. Bu durum saldırganların temel tekniklerinin başında geliyor. Bu yüzden domain sınıflandırma konusunda dinamik ve değişken takip çok önemli. Bazı yeni nesil teknolojiler DNS tabanlı ataklar için maalesef kimi zaman yeterli olmuyor. Biz Roksit olarak 3 temel çözüm öneriyoruz: Secure DNS, DNS Visibility, Cyber X-Ray”, diyerek sundukları çözümleri katılımcılarla paylaştı.

“Parayı dijitalleştirerek bir değer yaratmak istiyoruz”

Paranın dijitalleşmesi ihtiyacının zorunluluktan öteye geçmeye başladığını belirten Param Grup CTO’su Bahadır Aktan, “Parayı dijitalleştirerek insanlar, şirketler ve dünyanın geleceği için bir değer yaratalım istiyoruz. Biz dünyayı teknoloji kurtaracak ve sürdürebilirliğe ihtiyacımız var diyoruz. Paranın dijitalleşmesi de bu yolculukta çok önemli bir yer buluyor. Dünyayı kurtarmak gibi bir vizyona ortaklık ettiğimiz için sektörü de finansal teknolojileri de geliştirmeye çalışıyoruz. Bu işi yapmak isteyen herkese Param’ın bütün teknolojileri açık. Amacımız, bu pazarı büyütmek. Bunu ne kadar hızlı ve ne kadar etkin yaparsak insanların ve şirketlerin sürdürülebilirliğine de o kadar katkı sağlayacağımızı düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Yapay zekâ teknolojisi hayat kolaylaştırıyor

Bilişim Zirvesi’22’de yapay zekâ uygulamalarının hayatımızı kolaylaştırma noktasında sağladığı faydaları anlatan Knowledge Club DevOps Ekip Lideri Erdeniz Ünvan, “Bunu yapabilmek için dünyanın ilk ve tek Türkçe Yapay Zeka API’ı (Uygulama Programlama Arayüzü) olan Ayşe’yi (aiSHE) geliştirdik. Yapay zekâ asistanımız Ayşe bizlere; tarih, matematik, coğrafya, finans, hava durumu, haberler, kovid 19, popüler şarkılar hakkında bilgiler veriyor. Günlük hayatta birbirimizle yaptığımız sohbetleri aynen Ayşe ile yapabiliyoruz. Hatta Ayşe’nin bize fıkra anlatma, şaka yapma, internette arama yapma ve istediğimiz şarkıları çalma özelliği var. Ayşe’nin yapay zekâ asistanı olarak en büyük özelliği ise İMKB’de faaliyet gösteren şirketlerimizin hisse senetleri için %99 başarı oranı ile gelecek tahminlemesi yapmasıdır” diyerek, geliştirdikleri uygulamaya ilişkin bilgiler paylaştı.

Bulut servisleri iş yükünü azaltıyor

Açılış programında konuşan GlassHouse Ülke Müdürü Özer Erdoğan, “GlassHouse Cloud’u müşterilerimize yönetilen servislerle sunuyoruz. Bulut servisimiz hem Türkiye’de kendi kurduğumuz yedekli bulut ortamını hem de Microsoft Azure üzerinde desteklediğimiz ortamları kapsıyor. GlassHouse olarak tek bir çatı altında yönetilen bulut hizmetleri yetkinliği, SAP hizmetleri yetkinliği ve iş sürekliliği tecrübesini birleştiriyoruz. Bu sayede GlassHouse’la çalışan BT yöneticileri, işletmelerinin tüm BT altyapı ihtiyacını tek bir ortakla çalışarak giderebiliyorlar” dedi.

İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan zirvede yaptığı konuşmada Telekom sektörünün sürekli yenilendiğini belirterek şunları söyledi: “Bilişim teknolojisi dünyayı kurtaracak yeteneğe sahip ama yanlış kullanılırsa ve yönlendirilirse aynı teknoloji dünyayı da mahvedebilir. Bundan sonraki savaşlar aslında siber güvenlik savaşları ve bu savaşların da en büyük silahı veridir. Veriyi doğru üretebilen, doğru kullanabilen ülkeler, sektörler aslında dünyayı kurtaracak. Her on yılda bir telefon sektörü kendini yeniledi ve sürdürülebilir bir hale geldi. Sesli haberleşme olarak başlayan bu sektörde insanlar birbirleriyle veri alıp vermeye başladı. Günümüzde 5G ile telekom sektörüne artık Telekom 1.0 diyebiliriz. Telekom sektörü haberleşmenin ötesine geçti. 6G ile biz bu misyonu daha da ilerletip teknolojileri buna uygun bir hale getirmeye çalışıyoruz.”

Özak Global Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akbalık, “Sektörel verileri doğru analiz eden şirketler, gelecekte neler yapabileceklerini somut bir şekilde görüp buna göre stratejilerini belirliyorlar. Yazılımları doğru kullandığımız takdirde şirketler içerisinde verimli ve sürdürülebilir iş modelleri oluştururuz” dedi. Özak Global olarak sektörün nitelikli iş gücü ihtiyacını görerek bilişim, yazılım ve tasarım üzerine sosyal sorumluluk projesi kapsamında yeni bir meslek okulu kurduklarının bilgisini paylaşan Ahmet Akbalık, bu okulla birlikte bundan sonraki süreçte bilişim ve yazılım tarafında ülkemize önemli değerler kazandırmayı amaçladıklarını ifade etti.

Konuşmasında küresel problemler arasında bulunan “şehirleşme, eğitim, sağlık ve güvenlik” konularına dikkat çeken SAP Genel Müdürü Uğur Candan, bu sorunları çözmek için verinin kullanış şeklinin önemine vurgu yaptı. Verinin değerinin, kullanış şekline bağlı olarak her seferinde katlanarak arttığının altını çizen Uğur Candan, “Bu büyük problemlerle mücadele etmek için teknolojiler mevcut günümüzde. Ancak veriyi, çoklu ve hızlı şekilde kullanabilmemiz gerekiyor” dedi.

Devamını oku

Sektörel Gündem

Makine ihracatı 20,5 milyar dolar oldu

Türkiye’nin makine ihracatı yılın birinci 10 ayı sonunda, geçtiğimiz yılın tıpkı periyoduna nazaran yüzde 7,7 artarak 20,5 milyar dolar oldu …

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye’nin makine ihracatı yılın birinci 10 ayı sonunda, geçtiğimiz yılın tıpkı periyoduna nazaran yüzde 7,7 artarak 20,5 milyar dolar oldu. Birinci iki sırada yer alan Almanya ve ABD’ye toplam makine ihracatının 4 milyar doları bulduğu bu devirde, ihracatın 1 milyar dolar eşiğine dayandığı Rusya, bölüm için üçüncü sıraya yükseldi. Rusya’ya sağlanan makine ihracat artışı bu devirde yüzde 43,8’i buldu. Özgür bölgeler dışında sevk edilen makinelerin geçtiğimiz yılın tıpkı periyoduna nazaran yüzde 2,2 artışla 3 milyon tonu geçtiği 10 aylık süreçte ortalama ünite fiyat KG başına 6,3 dolar olarak gerçekleşti.

Makine bölümünün ihracat fırsat ve potansiyelinin, Türkiye’nin ihracat bazlı büyüme modeline geçtiği yıllar içindeki en yüksek düzeyinde olduğuna dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) Lideri Kutlu Karavelioğlu, şunları söyledi:

“Küresel stagflasyon korkuları giderek güçlenirken önlemlerin giderek muğlaklaştığı bu devirde, makine imalat bölümümüz Türkiye iktisadı için sıra dışı bir potansiyel sunuyor. 2019 yılına kıyasla yüzde 60 daha fazla makine üretir hale gelen yapılanmamızla, ülkemizin yıllık 100 milyar dolar civarında seyreden makine teçhizat yatırımlarının ihtiyaçlarını büyük ölçüde ve yerli paramızla karşılayabilecek güce eriştik. İhracat gelirimizin yüzde 70 kadarını gelişmiş ülkelerden sağlıyor, Türkiye’nin toplam ihracatı içinde yüzde 10’u aşmış bulunan hissemizi istikrarlı biçimde artırıyoruz. Tüm göstergeler, rekabetçi olduğumuzu ve kullanıcılarımıza kalite fiyat ekseninde optimal tahliller sunduğumuzu teyit ediyor.”

Küresel ticarette zorluklar arttıkça yer kazanmayı sürdüreceklerini belirten Karavelioğlu, kendi yatırım ve ihracat stratejileri üzerine 20 yıldan fazladır baş yormuş, güçlü örgütleriyle milletlerarası temsilde aktif olmuş bir bölümün muvaffakiyetinin rastlantısal olmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Makine imalat sanayii sınai rekabette ve ekonomik büyümede en değerli kaldıraç. İleri ülkelerin pandemi sonrasındaki yeni konjonktüre ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına uygun biçimde güncellemekte oldukları sanayi stratejilerinde kesime atfedilen ehemmiyet, bu gerçeğin bir kez daha altını çiziyor. Aralık ayı prestijiyle ülke gündemimizde 12. Kalkınma Planı’nın hazırlıkları olacak. Bu süreçte sektörel örgütlere de değerli vazifeler düşüyor. Endüstriyel dönüşümün gereklerine uygun derinlikte bir plan ortaya çıkmasına katkı sağlamak birincil misyonumuzdur.”

“Biz jeopolitiği, yalnızca riskler üzerinden okumuyoruz”

Global endüstride ihracat siparişlerindeki düşüşün sürdüğünü, Türkiye’de makine imalat endüstrinin bilhassa son 5 yılda başardığı büyük dönüşüm ve kriz vakitlerinde tesis ettiği sağlam bağlarla bu daralmayı zorlanmadan aşabileceğinin işaretlerini verdiğini tabir eden Karavelioğlu, şunları söyledi:

“Makine ve teçhizat sanayiindeki üretim artışımız, üçüncü çeyrekte yılın öteki devirlerine yakın bir ortalama ile yüzde 14,1 düzeyinde gerçekleşti. Global kriz periyotlarını en az 6 aylık bir faz farkı ile izleyen dalımızda rakip ülkelerin makine imalatı beklenilenden evvel inişe geçti. Bizim siparişlerimizde de bir yavaşlama olmakla birlikte bunun üretime tesirinin hudutlu kaldığını görüyoruz, ki kasım ayının birinci yarısında tekrar ivmelenen ihracat datalarımız de bu durumu teyit ediyor.”

Karavelioğlu, ayrıcalıklı müşterileri olan ülkelerin yatırım ve risk iştahını etkileyen ögelerini yakından izlediklerini kaydederek, şunları belirtti:

“İhracatımızın yüzde 60’ını yaptığımız Avrupa ülkelerinde uygulamaya koyulan tasarruf önlemleri, başta güç ağır bölümlerdeki müşterilerimizi etkileyecek. Lakin peş peşe ilan edilen devlet dayanaklarını ve nükleer santral üretimlerini de dikkate alarak, baharla birlikte amaç pazarlarımızın sabit sermaye yatırımlarında bir güzelleşme görmeyi bekliyoruz. Euro Bölgesi’nde en belirleyici aktör ise Almanya olacak. Almanya’nın 200 milyar doları bulan yerli imalatçıyı muhafaza şemsiyesinin, ülkedeki yatırım ortamını canlandıracağını kestirim ediyoruz. Alman sanayiine entegrasyonu en üst düzeyde olan bölümümüz bu furyadan azami biçimde yararlanacaktır. Makine teknolojilerinin daha süratli geliştirilebilmesi ve dala yatırım çekilebilmesi için emsal önlemlerin Türkiye’de de faal hale gelmesi gerekiyor. Birçok ülke jeopolitik risklerle yeni yeni tanışıyor, biz ise fırsatlarına odaklanmak alışkanlığımızla bu durumu jeo-ticari yarara dönüştürmeye herkesten daha yakınız.”

“Fuarlarda en çok stant açan birkaç ülkeden biri olduk”

Türkiye’nin Makinecileri’nin son bir ayda katıldıkları Euro Blech, K-Düsseldorf, Bauma ve EIMA fuarlarının kıymetli gelişmelere sahne olduğunu belirten Karavelioğlu kelamlarını şöyle tamamladı:

“Çinlilerin karantina sebebiyle uzak kaldığı fuarlarda, bizim makinelerimiz çok daha görünür ve ilgi çeker hale geldi. Birtakım fuarlarda ise en çok stant açan birkaç ülkeden biri haline geldik, bunu kalıcı hale getirmenin yollarını bulmalıyız. Fuarlar esnasında, makinelerin dizaynında dijitalleşmenin ana tanıtım ögesi haline geldiğini, algılama, büyük bilgiye ulaşım ve karar verme yeteneklerinin çok süratli gelişmekte olduğunu gördük. Konstrüksiyonlar güçlenirken ömür uzunluğu maliyetler düşürülüyor, artan randıman ve performansla sürdürülebilirlik gereksinimlerine karşılık verilmeye çalışılıyor. Bir öbür müşahedemiz de kümelenme yoluyla dış ticaret ölçeğinin arttırılması gayretleri. Stant metrekarelerinin büyümesi ve işin gösteri tarafına özel ehemmiyet verilmesi Bakanlığımızın fuar takviyelerini belirlerken dikkate alması gereken farklılıklar olarak ortaya çıkıyor. Start-up’lara özel holler ise bizim de yeni takviyeler üzerine çalışmamızı gerektiriyor.”

Devamını oku

Sektörel Gündem

Bin 994 Öğrenci Mercedes-Benz Laboratuvarlarından (MBL) Mezun Oldu

Yayınlanma tarihi

-

2014’te başlayan proje kapsamında 3,5 milyon Euro’yu aşkın yatırımla Endüstri Meslek Liselerinde açılan Mercedes-Benz Laboratuvarlarında (MBL) 2 bin 416 öğrenci eğitim alırken mezun olanların sayısı bin 994’e ulaştı.

Mercedes-Benz Otomotiv, Mercedes-Benz Türk, Milli Eğitim Bakanlığı ile Mercedes-Benz Yetkili Bayi ve Servisleri iş birliğiyle hayata geçirilen, 2014’ten bu yana yürütülen ‘EML’miz Geleceğin Yıldızı’ projesi mesleki eğitim ve istihdamda Türkiye’ye katma değer oluşturuyor. Verilen bilgiye göre proje kapsamında Mercedes-Benz tarafından 28 şehirde eğitim veren 32 Endüstri Meslek Lisesinde (EML) Mercedes-Benz Laboratuvarları (MBL) hayata geçirildi. Her laboratuvara öğrencilerin üzerinde çalışması için Mercedes-Benz diagnostik cihazı, 3 binden fazla ölçü aleti, notebook, masaüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı, 329 motor, şanzıman ve çeşitli modelleri ile güncel otomotiv teknolojisine uygun hazırlanmış eğitim materyalleri kazandırılırken Mercedes-Benz’in okullara toplam desteği 3,5 milyon Euro’yu geride bıraktı.

 

2 Bin 416 Öğrenci

2014’ten bu yana MBL’lerde eğitim alan öğrenci sayısı 2 bin 416, mezun sayısı ise bin 994 oldu. MBL eğitiminin ardından öğrencilerin yüzde 63’ü istihdam fırsatına sahip oldu ve işe girenlerin yüze 67’si de otomotiv sektörüne yöneldi. Bu öğrenciler arasından 165’i ise Mercedes-Benz’de iş başı yaparken programa katılan 38 kız öğrenciden 2’si de şirket bünyesinde istihdam edildi.

 

“Öğrencilerin En İyi Kariyer Planını Yapmalarına Destek Olacağız”

Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Şükrü Bekdikhan, proje kapsamında gelecek yıldan itibaren atılacak yeni adımları anlattı. Bekdikhan, “Etki analizi çalışmamız sonrasında okullarımızda ve bayilerimizde alabileceğimiz temel aksiyonları değerlendirdik. Bu doğrultuda öğrencilerimizin laboratuvarlarda kullandıkları seçim kriter seti yaygınlaştırılmaya çalışılacak ve bayilerin de katılımıyla en iyi hale getirilmesi sağlanacak. Böylelikle öğrencilerin MBL’den mezuniyetlerine dek devamlılığı sağlanmaya çalışılacak. Aynı şekilde CV hazırlama yetkinliğini artırma amacıyla öğrenci ve öğretmenlerimize eğitimler verilecek. Stajları boyunca öğrencilerimizin gelişimlerini de yakından takip ederek bayilerimizle beraber en iyi kariyer planını yapmaları sağlanacak” dedi.

Devamını oku

Trend olan

EnglishTurkish